☰
✕
Sağlık & Yaşam

Sandıktan geleceğe! Küçükyoncalı'nın asırlık motiflerini kadınlar yaşatıyor

Tekirdağ Saray’ın Küçükyoncalı Mahallesi’nde kadınlar, sandıklardan çıkan 100 yılı aşkın dokuma örneklerini yeniden tezgâhlara taşıyarak unutulmaya yüz tutan bir kültürü yaşatıyor. Yaklaşık 10 yıldır “Dokuyan Eller” çatısı altında üretim yapan kadınlar; koç boynuzu, eli belinde, göç yolları ve su yolları gibi geçmişin izlerini taşıyan motifleri kilimlere, çantalara, kırlentlere ve yolluklara işliyor.

Küçükyoncalı’daki dokuma serüveni yaklaşık 10 yıl önce Keşkek Festivali hazırlıkları sırasında başladı.

Mahallenin eski fotoğrafları ve geçmişten kalan eşyaları araştırılırken açılan sandıklardan, Bulgaristan’dan getirildiği belirtilen yorgan, döşek, minder, yastık, kıyafet ve çeşitli ev eşyaları çıktı. Bir zamanlar tarlaya ya da hayvan otlatmaya giderken kullanılan heybeler ve torbalar da bu sandıklarda bulundu.

Kurs eğitmeni Kaniye Oktay ve beraberindeki kadınlar, gördükleri bu dokumaların yeniden üretilebileceğini düşünerek işe koyuldu.

ASIRLIK DESENLER YENİDEN TEZGÂHA TAŞINDI


Kadınlar önce eski dokumalardaki motifleri tek tek inceledi. Ardından geçmişte kullanılan desenleri yeniden dokumaya başladı.

Atölyede bugün de sandıklardan çıkarılan eski dokumalar korunuyor. Bazı örneklerin yaklaşık 100 yıllık olduğu, bazı dokumaların ise 150-200 yıllık olabileceği değerlendiriliyor. Kadınların yaklaşık 10 yıl önce yaptığı ilk dokuma da atölyede özel olarak saklanıyor.

DOKUZ TEZGÂHTA 12 KADIN ÜRETİYOR


Atölyede dokuz tezgahta üretim yapılırken, 12 kadın bu çalışmalara katılıyor.

“Dokuyan Eller” adıyla sosyal medya üzerinden ürünlerini tanıtan kadınlar; kilim, yolluk, kırlent, çanta, masa örtüsü ve yastık gibi farklı ürünler hazırlıyor. İstenilen renk ve ölçülere göre özel üretim de yapılabiliyor.

HER MOTİFİN BİR ANLAMI VAR


Küçükyoncalı dokumasını farklı kılan en önemli özelliklerden biri, kullanılan motiflerin yalnızca süsleme amacı taşımaması.

Koç boynuzu gücü ve güçlü erkeği, “eli belinde” motifi güçlü kadını ve dişiliği, göç yolları ise geçmişteki göçebe yaşamın izlerini temsil ediyor.

Göç yolları deseni aynı zamanda “sofra deseni” olarak da anılıyor. Kaniye Oktay’a göre bu desenler geçmişte yaşayan insanların duygularını, yaşam biçimlerini ve dönemin kültürünü de taşıyor.

BİR DOKUMANIN İÇİNDE MATEMATİK VAR


Tezgahtan çıkan her ürünün arkasında günler süren yoğun bir emek bulunuyor.

Motifin çizilmesi, ölçüye aktarılması, renklerin belirlenmesi ve desenin simetrisinin korunması büyük dikkat istiyor. Bir ürün çoğu zaman bir haftadan önce tamamlanamıyor.

Kaniye Oktay dokumayı “matematiksel bir çalışma” olarak tanımlarken, tezgâhtaki ayak sisteminin öğrenme sürecinde en zor aşamalardan biri olduğunu belirtiyor.

“TEZGÂHA OTURUNCA HAYATLA BAĞINIZI KESİYORSUNUZ”


Dokuma, Küçükyoncalılı kadınlar için yalnızca gelir elde ettikleri bir uğraş değil.

Kadınlar için tezgâh başında geçirilen zaman, günlük hayatın telaşından uzaklaşabilecekleri özel bir alan anlamına geliyor. Kaniye Oktay, dokuma sırasında geçmişi düşündüklerini, ninelerinin hangi şartlarda bu ürünleri hazırladığını hayal ettiklerini anlatıyor.

BİR ZAMANLAR HAYATIN TAMAMI DOKUMAYDI


Geçmişte dokuma yalnızca kilim veya süs eşyası anlamına gelmiyordu.

Yorganlardan döşeklere, kıyafetlerden kuşaklara, çobanların kullandığı eşyalardan kadınların feracelerine kadar günlük hayatın büyük bölümü tezgâhlarda üretiliyordu.

Kadınların bugün yeniden hayata döndürdüğü dokumalar, geçmiş kuşakların kendi ihtiyaçlarını kendi elleriyle nasıl karşıladığını da ortaya koyuyor.

DOKUMA KADINLARIN HAYATINI DA DEĞİŞTİRDİ


Atölye, yalnızca unutulmaya yüz tutan bir sanatı canlandırmadı; kadınların sosyal hayatında da önemli bir değişim yarattı.

Çalışmalara katılan kadınların büyük bölümü daha önce ev dışında herhangi bir işte çalışmıyordu. Dokuma sayesinde evlerinden çıkmaya, birlikte üretmeye ve daha fazla sosyalleşmeye başladılar.

Kadınlar zamanla ürettikleri ürünleri anlatmayı ve kendi satışlarını yapmayı da öğrendi.

HER KADININ ÜRÜNDE KENDİ İMZASI VAR


Atölyede aynı motifler kullanılsa da ortaya çıkan her ürün dokuyan kişinin zevkini yansıtıyor.

Renk tercihleri, motiflerin yerleşimi ve tasarım anlayışı üründen ürüne farklılaşıyor. Kadınlar çoğu zaman bir dokumaya baktıklarında onu kimin yaptığını anlayabiliyor.

EN BÜYÜK SORUN PAZARLAMA


Kadınların en fazla zorlandığı konuların başında ürünlerin satışı geliyor.

Kooperatif çatısı altında olmadıkları için pazarlama konusunda zaman zaman güçlük yaşadıklarını belirten kadınlar, el emeği ürünlerde yapılan yoğun pazarlığın kendilerini üzdüğünü söylüyor.

Günler süren emeğin ardından ortaya çıkan ürünlerin değerinin bilinmesini isteyen kadınlar, fiyatın yalnızca kullanılan malzemeye değil, verilen emeğe göre değerlendirilmesini istiyor.

ÇOCUKLAR TEZGÂHLARA MERAKLA BAKIYOR


“Dokuyan Eller”in en önemli hedeflerinden biri de dokuma kültürünü çocuklara ve gençlere aktarmak.

Bazı öğretmenler öğrencilerini atölyeye getirerek çalışmaları yerinde gösteriyor. Kadınlar, çocukların tezgâhlara ve dokumalara büyük ilgi gösterdiğini belirterek okul ziyaretlerinin artmasını istiyor.

ŞİMDİ HEDEF COĞRAFİ İŞARET


Küçükyoncalılı kadınların yeni hedefi, dokuma kültürünü resmî olarak tescillemek.

Kaniye Oktay, Küçükyoncalı dokuması için coğrafi işaret başvurusunda bulunduklarını ve sonucu beklediklerini açıkladı.

Kadınlar, coğrafi işaret alınması halinde hem motiflerin kayıt altına alınacağını hem de bu kültürün gelecek kuşaklara daha güçlü biçimde aktarılacağını düşünüyor.

“NİNELERİMİZ BİZİ GÖRSE AĞLARDI”


Kaniye Oktay, geçmiş kuşakların yokluk içinde kendi ihtiyaçlarını kendi elleriyle karşıladığını belirterek, bugün onların motiflerini yeniden dokumanın kendileri için büyük anlam taşıdığını söyledi.

Atölyede saklanan ilk dokuma ile sandıklardan çıkan asırlık örnekler, geçmiş ile bugün arasında kurulan bağın en somut parçaları arasında yer alıyor.

“KADIN ÜRETTİKÇE GÜÇLENİR”


Kaniye Oktay, dokuma sanatının yalnızca Küçükyoncalı’da değil, Türkiye’nin farklı bölgelerinde de yaygınlaştırılması gerektiğini belirtti.

Kadınlara üretmeleri çağrısında bulunan Oktay, “Kadın ürettikçe güzelleşir. Kadın ürettikçe güçlenir” sözleriyle üretimin ve kadın dayanışmasının önemine dikkat çekti.

Bugün Küçükyoncalı’da atılan her ilmek, yalnızca yeni bir kilim ya da çanta ortaya çıkarmıyor. Sandıklardan çıkan asırlık desenler, kadınların ellerinde yeniden hayat bulurken mahallenin hafızası da ilmek ilmek geleceğe taşınıyor.