☰
✕

ÖZ BAŞIMIZA KÜL ELEDİK

Anadolu'da ve Azerbaycan'da başlıktaki "Öz Başımıza Kül Eledik" cümlesi çok kullanılır. Bir mesele karşısında yapılan yanlıştan dolayı düşülen çaresizliği ve çözümsüzlüğü dile getirmek için ifade edilir.

  Bir zamanlar nüfus artışının önüne geçmek için devlet kurumları ve yöneticiler her türlü yola başvuruyordu. Reklamdı, yayındı, sinemaydı, tiyatroydu, doğum kontrol hapıydı derken bu yolda önemli bir mesafe kat edildi. Alınan tedbirlerin, yapılan propaganda ve yayınların etkisiyle nüfus hızımız giderek azaldı hatta kendini yenilemekte zorlanacak boyutlara gelip dayandı. Şimdi ise dizimize dövüyoruz. Bunu tersine çevirmek için akla karayı seçiyoruz.

  Bu ülkenin dinamiklerini ve kutsallarını dar gelirlinin, fakir fukaranın üzerine yükleyip keyif çatanlar, tehlikenin seviyesini görünce ve ucunun kendilerine dokunacağını hissedince imdat çığlıkları atmaya ve "yandım haray" diye bağırmaya başladılar!

   Onlarca yıl, çok çocuklu aileleri küçümsediler. "Bakacağın kadar çocuk yapın!" diyerek herkese tepeden baktılar.

   Bulundukları her zeminde ve her ortamda çok çocuklu ailelere dudak büktüler. En sonunda muratlarına erdiler! Çünkü hayranı oldukları Avrupa da aynı şeyi yapıyordu. Avrupa'nın düştüğü bu ölüm kuyusuna illa biz de düşmeliyiz, deyip çırpına durdular. Nihayet dedikleri oldu ve Türk insanı da aynı cendereden geçmek zorunda kalıp büyük zannettikleri etkili ve yetkili insanların gazına geldi.

  Bu sıralar başımıza gözümüze vuruyor ve saçımızı başımızı yoluyoruz. İşin en kötü tarafı Türkiye nüfus planlaması yaparken Doğu ve Güneydoğu'da senelerce etkili olamadı. O bölge adeta serbest bırakıldı. Zira iletişim, ulaşım ve etkileşim kanalları bu denli yaygın değildi. Ayrıca inanç da buna katkı yapınca bölge az çocuklu planlamasını derinden yaşayamadı. O bölge olmasaydı bu konuda tam bir kabus havası yaşayacaktık.

  Hal böyle olunca ayrılıkçılar ve bölücüler bu orantısız artıştan yararlanıp atağa geçtiler. Ve Türkiye'nin yarısını istemeye başladılar. Türkiye'nin başına hangi musibet gelirse gelsin bilinsin ki bunun arkasında mutlaka aydın ve bürokrat tayfası vardır. Bu nüfus sorununu başımıza bela edenlerin kimler olduğunu hepimiz biliyoruz.

  Zenginler çok çocuk istemediler. Bürokratlar çok çocuk istemediler. Sanatçılar, gazeteciler, milletvekilleri ve üst düzey memurlar çok çocuk istemediler. Askeriye, ilmiye ve mülkiye de aynı yolun yolcusu oldu. Geriye kim kaldı? Geriye de geniş halk kitleleri kaldı.

  Memleketin kaymak tabakası böyle zararlı bir yol takip edince geniş halk yığınları da zamanla bu tutumdan etkilenerek çok çocuk yapmaktan vaz geçti.

  Bu sefer çocuğu olmayan veya az olanlar meşguliyet olsun diye kedi ve köpek beslemeye başladılar.

  Nüfus artışına şiddetle ihtiyacımız vardır. Gerekirse ev hanımlarını teşvik amacıyla çalışmadan yüksek primden emekli edip çok çocuk doğurmalarını sağlayalım ve çalışan anneleri de en az üç yıl doğum iznine çıkartıp maaşlarını hazineden ödeyelim. Başka çaresi yoktur.

  FAHRETTİN MASUM BUDAK