☰
✕

OSMANLI’DAN CUMHURİYETE KÜRT İSYANLARI VE ÇÖZÜM GİRİŞİMLERİ (1)

2009 yılında “Turan Bozkurt” müstear ismiyle "Atatürk'ün Doğu Politikaları ve Kürt İsyanları" isimli bir kitap kaleme almış, Yavuz Sultan Selim döneminden günümüze kadar olan etnik ve dini temelli Kürt isyanlarını ve çözüm yollarını tarihi belgeleriyle izah etmeye çalışmıştım. Kitabın yayınlanmasından sonra bu konu hakkında biri adına "Çözüm Süreci" denilen ve iç-dış hain parmakların  (CIA, MOSSAD, MI6, BDN, KGB, FETÖ,  NATO vs. bilumum şer odakları) karışmasıyla başarısızlıkla sonuçlanan, diğeri de halen yürürlükte olan "Terörsüz Türkiye" isimli iki büyük gelişme yaşanmıştır. Aradan geçen 17 yıl sonra Osmanlı'dan başlayarak günümüze kadar süren bu sürecin yeniden ele alarak bir iki makale çerçevesinde derli toplu ve özet halinde izah etmeye niyet ettim.

 

Osmanlı'da Başlayan Süreç

Yukarıda bahsi geçen süreci Yavuz Sultan Selim döneminden başlatmak gerekir.  Bu dönemde başlayan ve özellikle Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinden Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ve üniter devletleşme sürecine kadar Doğu ve Güneydoğu Anadolu coğrafyasında yaşanan bölgesel, etnik ve dini karakterli isyanlar, Türk ve Orta Doğu siyasi tarihinin en karmaşık sayfalarından birini oluşturur. Bu süreç; Osmanlı ve Türkiye Cumhuriyetinin merkezileşme çabaları, ABD, İngiltere, Fransa,  Almanya,  Rusya vb. dış müdahaleler, aşiret yapılanmaları, sosyal, ekonomik dinamikler ve modern ulus-devlet inşası süreçlerinin çakışmasından doğmuş ve ne yazık ki günümüze kadar da bir çözüm bulunamadan sürmüştür. Bu süreçte meydana gelen olaylarda hem Osmanlı hem de Türkiye Cumhuriyeti büyük insan kayıpları vermiş, maddi ve manevi zararlarla karşı karşıya kalmıştır.

 

​Osmanlı Dönemi Kürt İsyanları

​Osmanlı Devleti’nin Doğu Anadolu politikası, 1514 Çaldıran Savaşı sonrası İdris-i Bitlisi marifetiyle kurulan ve Doğu aşiretlerine geniş bir idari/mali özerklik veren "Hükümetlik" ve "Ocaklık" sistemine dayanıyordu. O dönemlerde devletin güçlü olması bu sistemden gelebilecek herhangi bir zarara mani oluyordu. Ancak 19. yüzyılda devletin zayıflamasıyla başlayan reformlar ve özelikle Osmanlı'yı yıkmayı planlayan dış güçler bu dengelerin değişmesine sebep oldu ve bazı isyanların çıkmasına sebep oldu.

​Osmanlı dönemindeki isyanların genel karakterine baktığımızda başkaldırıların modern anlamda seküler bir etnik milliyetçilikten ziyade; devletin merkezileşme politikalarına tepki, geleneksel özerkliğin korunması, vergi/askerlik yükümlülüklerine direnç ve dini/tarikat liderliğinin nüfuz mücadelesi şeklinde kendini gösterdiğini gözlemliyoruz. Bu dönemde öne çıkan bazı önemli Kürt isyanları şunlardır:

​1- Babanzade Mustafa Paşa İsyanı: 1806 yılındaki bu isyan, Süleymaniye merkezli Baban Prensliğinin özerkliğini koruma ve merkezin tayinlerine karşı koyma amacıyla çıkarılmıştır.

​2- Mir Muhammed (Revanduz) İsyanı (1830-1836): II. Mahmut’un merkeziyetçi reformlarına karşı Doğu Irak coğrafyasında geniş bir alana yayıldı; merkez ordusunun müdahalesiyle kanlı bir şekilde bastırıldı.

​3- Bedirhan Bey İsyanı (1843-1847): Bu isyan, II. Mahmut’un Tanzimat süreciyle emirlikleri tasfiye etme politikasına direnen Cizre Botan Emiri Bedirhan Bey liderliğinde çıkarıldı. Bölgedeki Asuri nüfusla yaşanan çatışmalar ve Batılı devletlerin baskısı sonucu Osmanlı ordusu harekete geçerek isyanı sonlandırdı ve Bedirhan Bey sürgüne gönderildi.

​4- Şeyh Ubeydullah İsyanı: 1880 yılında çıkarılan bu isyan Kadiri/Nakşibendi şeyhi Şeyh Ubeydullah tarafından başlatılmıştır. Osmanlı-Rus Savaşı (1877-1878) sonrası bölgede oluşan otorite boşluğu ve Ermeni devletinin kurulması ihtimaline karşı bir tepki niteliği taşıyordu. İsyan, hem Osmanlı hem de Kaçar (İran) devletlerini hedef aldı.

 

​Osmanlı’nın Çözüm Arayışları

Yukarıda özetle verdiğimiz önemli isyanların dışında ufak tefek isyanlar da olmuştur. Osmanlı döneminde meydana gelen bu Kürt isyanları devlet tarafından değişik tedbirler alınarak çözüm sağlanmıştır. İsyanların bastırılması için alınan bu çözüm önerilerini birkaç başlıkta altında izah etmek mümkündür.

​İdari Tasfiye ve Merkezileşme: Özellikle isyan edenler başta olmak üzere bütün emirlikler ve prenslikler aşamalı olarak ortadan kaldırıldı; Doğu vilayetleri doğrudan merkeze bağlandı.

​Hamidiye Alayları (1891): II. Abdülhamid, Rus tehdidine ve muhtemel Ermeni çete faaliyetlerine karşı Sünni Kürt aşiretlerinden oluşan düzenli süvari birliklerini "Hamidiye Alayları" adıyla teşkilatlandırdı. Bu politika, aşiretleri devletle bütünleşmeyi ve sadakat sağlamayı amaçladı ve döneminde oldukça başarılı bir süreç yaşandı.

​Sürgün ve İskân: İsyan çıkaran Kürt lideri aileleriyle birlikte İstanbul, Mekke veya Rumeli’ye sürgün edilerek bölgesel nüfuzları kırılmaya çalışıldı. Bu da uygulandığı dönemde önemli bir tesir bıraktı.

 

​Cumhuriyet Dönemi Kürt İsyanları

​Cumhuriyet’in kuruluşu, İslami bir esasa dayalı Osmanlı devletinden üniter ve seküler bir ulus-devlete geçişi simgeliyordu. Hilafetin kaldırılması, yapılan yeni Anayasa düzenlemeleri ve modernleşme reformları; bölgedeki dini ve feodal güç odaklarıyla yeni yönetimi karşı karşıya getirdi. Bu dönemde önemli etnik ve dini dayanaklı birçok isyan meydana geldi.

​Şeyh Sait İsyanı: 1925 yılında Hilafetin kaldırılması, Doğu’daki dini yapının rahatsızlığı, Azadi örgütünün milliyetçi propagandası ve Musul sorunu sürecindeki dış dinamikler bir Nakşibendi şeyhi olan Şeyh Said liderliğindeki isyana sebep oldu. İngiltere'nin kışkırtması ile olduğu açığa çıkan isyan Bingöl/Eğil merkezli başladı ve kısa sürede Elazığ, Diyarbakır ve Muş çevresine yayıldı. Başbakan İsmet İnönü "Takrir-i Sükûn Kanunu" çıkardı ve İstiklal Mahkemeleri kurularak çok sayıda insan asıldı. Sıkıyönetim ilan edilerek isyan askeri güçle bastırıldı; Şeyh Sait ve lider kadro idam edildi.

​Ağrı İsyanları: 1926 ve 1930 yılları arasında Ağrı İsyanları adı altında birçok kez isyanlar baş gösterdi. 5 Ekim 1927 tarihinde Lübnan’da kurulan Kürt milliyetçi cemiyeti olan Hoybun’un organize ettiği etnik söylemler ve sınır ötesi (İran) geçiş kolaylığı isyana sebep olarak gösterildi. Ağrı Dağı ve çevresinde kümelenen isyancılara karşı birden fazla askeri harekât düzenlendi. İran ile sınır düzeltme anlaşması yapılarak (Küçük Ağrı Dağı’nın Türkiye’ye devri karşılığında sınır düzeltmesi) isyancıların lojistik hattı kesildi ve harekât başarıyla tamamlandı. Bu isyanlarda çok sayıda isyancı öldürüldü.

​Dersim Olayları (1937–1938): Dersim isyanının nedenleri arasında bölgenin coğrafi yalıtımı, aşiret yapısının merkezin hukukunu reddetmesi, vergi ve askerlik reddi, 1935 tarihli Tunceli Kanunu ile hedeflenen idari/hukuki reformlara gösterilen direnç vardır.

​Alevi bir inanca sahip olan Seyit Rıza liderliğindeki aşiretlerin karakol baskınları üzerine bölgeye geniş çaplı askeri kara ve hava harekâtları düzenlendi. Ağır askeri müdahale sonucu isyan bastırıldı; başta Seyyit Rıza, oğlu ve en yakın adamları olmak üzere bölge liderleri idam edildi ve kapsamlı zorunlu sürgün politikaları uygulandı. Bölgenin ismi Tunceli olarak değiştirildi.

 

Çözümlerde Güvenlik Politikaları Öncelendi

Cumhuriyet döneminde meydana gelen Kürt isyanlarının çözümünde devletin de yeni kurulmasının getirdiği zorluklar ve sistemin yerleştirilmesi sebebiyle tamamen güvenlik politikaları ön plana çıkarılmıştır.

​Askeri güç ve sıkıyönetim uygulanarak isyanlara doğrudan sert askeri güçle karşılık verilmiştir.

​1925 yılında "Şark Islahat Planı" çıkarılarak bölgenin dil, idare, eğitim ve iktisat alanında merkeze bağlılığını hedefleyen gizli rapor ve eylem planı uygulandı.

​1926 ve 1934 yılları arasında da “İskân Kanunları” çıkarılarak nüfus asimilasyonunu hedefleyen idari düzenlemeler yapıldı ve bu çerçevede aşiret reisleri ve mensupları Batı illerine yerleştirildi.

1927 yılında ise "Umumi Müfettişlikler" tesis edildi. Doğu vilayetlerini kapsayan, geniş idari ve askeri yetkilerle donatılmış bölgesel valilik benzeri üst yapılar kuruldu.

Bütün alınan sert tedbirlere rağmen ülkemizde süregelen isyanlar bir türlü bitmedi. Aslında bu tür etnik ve dini temele dayalı isyanların kökten kesilmesi için yapılacak en önemli çözüm yolu sosyolojik gerçeklerin göz önüne alınarak çözümler üretilmesidir. Ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin problemli bir alanda ve zor şartlarda kurulması bazı sert tedbirlerin alınmasını gerektirdi. Bu açıdan olayları daha iyi anlayabilmek için kendi zaman ve zeminine giderek siyasi, sosyal, dini, kültürel olarak değerlendirmek önemlidir.

​

​PKK ve Asimetrik Savaş Dönemi (1984–2026)

​1960 ve 1970’li yıllarda sol hareketler ve Doğu mitingleri üzerinden ivme kazanan Kürt siyasal hareketi, 1974 yılında DDKO (Devrimci Doğu Kültür Ocakları) ve daha sonra 1978 yılında Abdullah Öcalan liderliğinde PKK (Partiya Kerkari Kürdistan - Kürdistan İşçi Partisi) olarak isim değiştirilmesiyle farklı bir evreye girdi. On yıl (1974-1984) boyunca devlete karşı eylem yapmayan PKK,  1984 yılında Eruh ve Şemdinli baskınlarıyla farklı bir süreç başlattı. Bunun en önemli görünen sebepleri arasında Batılı istihbarat örgütlerinin maşa olarak PKK terör örgütünü seçerek Türkiye’ye karşı kullanması gelmektedir. PKK 1984 yılından sonra asimetrik bir terör safhası başlattı ve asker, polis, öğretmen, kadın, çocuk demeden binlerce insanımızı katletti.

Türk devleti, başta CIA ve MOSSAD olmak üzere Batılı istihbarat örgütlerinin desteğiyle asimetrik olarak terörü artıran PKK’ya karşı 1984- 2000 yılları arasında askeri ve güvenlik odaklı çözüm uygulamaya başladı.

​1985 yılında ise "Köy Koruculuğu Sistemi" ile yerel aşiretleri ve köylüleri PKK’ya karşı silahlandırarak devlete bağlama stratejisi izlendi.

​1987-2002 yılları arasında Doğu ve Güneydoğu “Olağanüstü Hal” uygulaması getirdi ve terörün durması için bu kesintisiz uygulandı. Sınır ötesi operasyonları çerçevesinde Türk Silahlı Kuvvetleri Irak’ın ve Suriye'nin kuzeyine yönelik çok sayıda kara ve hava harekâtı düzenleyerek teröre meydan vermemeye çalıştı. Örgüte yönelik lojistik desteği kesmek amacıyla 1990’lı yıllarda binlerce mezra ve köy boşaltılarak güvenlik koridorları oluşturuldu.

 

​Cumhuriyet Dönemi Yatırımları

​Cumhuriyet yönetimi, güvenlik önlemlerinin yanı sıra dönemsel olarak siyasi, kültürel ve ekonomik açılımlarla sorunu çözme yoluna gitmiştir. Mesela GAP (Güneydoğu Anadolu Projesi) (1970-1980) ile bölgenin sosyal ve ekonomik geri kalmışlığını sulama, baraj ve sanayi ile çözme hedefi gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Bu dönemde ekonomik büyüme sağlandı ancak etnik ve politik talepler yeteri kadar karşılanmayınca problemler katlanarak büyüdü.

Turgut Özal’ın liderliğinde kurulan hükümetler döneminde problemin çözümü için Kürt kimliğinin tanınması, Kürtçe konuşma yasağının kaldırılması ve (2932 sayılı kanun mülga), federasyon tartışmaları gündeme getirildi. Ancak Özal’ın ani ölümü ve dönemin şartları nedeniyle bu süreç yarım kaldı. Böyle bir ortamda Özal’ın ani ölümüne bu sebeple hep şüphe ile yaklaşıldı. Yine aynı dönemde Kürt meselesini barışçı yollarla çözmeye çalışan başta Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis olmak üzere çok sayıda askerimiz şehit edildi.

AB Uyum Paketleri (2000-2004) çerçevesinde Kürtçe yayın ve kurs izni, DGM’lerin kaldırılması, OHAL’in tamamen sonlandırılması gibi reformlar yapılarak sivil alanda genişleme sağlandı, yasal engeller büyük oranda esnetildi.

Ak Parti Döneminde (2009-2015) TRT Kurdi'nin (TRT 6) kuruluşu, üniversitelerde Yaşayan Diller Enstitüsü, Çözüm Süreci, Akil İnsanlar, Akil Heyetler, Dolmabahçe Mutabakatı gibi gelişmeler oldu. Ancak iç ve dış düşmanların tahrik etmesiyle süreç bozuldu. 2015 Hendek/Barikat operasyonları ve Suriye krizinin tırmanmasıyla süreç tamamen sona erdi. Zaten barış sürecinin olmasını istemeyen ne kadar şer güç varsa bu hususta ellerinden gelen kışkırtmaları gerçekleştirdi. Bu sürecin istemeyenlerinin başında da PKK’yı besleyen ABD geliyordu. ABD yeri taşeronu FETÖ ile başta KCK operasyonları olmak üzere süreci sabote etmek için elinden geleni yaptı.

Osmanlı’dan Günümüze İzlenen Politikalar

Yavuz döneminden başlayarak günümüze kadar süren bu problemin çözümü için izlenen politikalara baktığımızda fazla bir şeyin değişmediğini görüyoruz. O günden bugüne izlenen genel seyri incelendiğinde öne çıkan ana unsurları birkaç madde altında sıralayabiliriz:

1- Geleneksel Dönemden Modern Döneme Geçiş: Osmanlı, sorunu bir idari özerklik/itaat meselesi olarak görürken; erken Cumhuriyet döneminde bu mesele bir ulus-devlet inşası, sekülerleşme ve modernleşme direnci olarak ele almıştır. Bunda birazda kuruluşta yaşanan büyük problemlerin yaşanmasını gösterebiliriz.

2- Güvenlikçi Yaklaşım: Hem Osmanlı’da hem de Cumhuriyet döneminde güvenlikçi yaklaşımlar tesirli olmuştur. Uzun yıllar boyunca mesele ağırlıklı olarak dış mihrakların kışkırtması veya ekonomik geri kalmışlık parantezine alınmış; bunun için kültürel, sosyal ve siyasi boyutlar ikinci planda tutulmak zorunda kalınmıştır.

3- Bölgesel ve Küresel Faktörler: Osmanlı’nın tarih sahnesinden çekilmesinden sonra onun bıraktığı coğrafyada kurulan Türkiye Cumhuriyeti çok büyük problemlerle karşı karşıya kalmıştı. Ülkemiz sınır aşan dinamikler sebebiyle (Rusya, Irak, Suriye, İran, Batı müdahaleleri), sorunun sadece yerel reformlarla çözülmesini zorlaştıran stratejik katmanlarla karşılaşmıştır. Bu da çözümü zorlaştıran bir atmosferin oluşmasına sebep olmuştur.

​Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz: “Gerek Osmanlı gerekse Cumhuriyet dönemi tecrübeleri; kalıcı sosyal barış ve idari bütünlüğün, yalnızca askeri/güvenlik tedbirleriyle değil; kapsayıcı bir vatandaşlık hukuku, ekonomik kalkınma, bölgesel istikrar ve demokratik standartların güçlendirilmesiyle sağlanabileceğini göstermiştir.”

​