Türk demokrasi tarihinde MHP kadar operasyon yiyen ve önü kesilmek istenen bir partiye rastlamak sanıyorum mümkün değildir. Biz her dönemde bu partinin çeşitli sebeplerden dolayı birçok operasyona maruz kaldığını ve önüne barikatlar kurulduğunu biliyoruz. Gerek 12 Eylül öncesi, gerekse 12 Eylül sonrası MHP'ye çekilen operasyonlar hala siyasi mahfillerde konuşulan önemli konulardan biri olarak yerini koruyor.
MHP'nin her dönemde bu denli operasyonların hedefi olması acaba nedendir? Geçmişte Türkiye'deki sol hareketlerin önemli bir kısmı ile Batı yanlısı odakların, MHP'yi kendileri için aşılması en zor engel olarak görmelerinin sebebi neydi?
Dünyanın iki büyük zıt kutbu olan komünizm ile emperyal kapitalizm MHP'yi niçin bu kadar köşeye sıkıştırmak istedi? Niçin MHP'de aynı noktada birlikte hareket etme gereğini duydular?
Milliyetçi Harekete ve bu kurumun gençlik teşkilatı Ülkü Ocaklarına düşman olan şer odakların asıl amacı nedir? 1968- 80 arası devrimci- solcu güruhlarla yapılan cephe savaşında ülkücüler 3 binin üzerinde vatan evladını toprağın kara bağrına gönderdi. Milliyetçi Harekete, Ülkü Ocaklarına yapılan operasyonların her biri birbirinden daha ağır, daha şiddetli ve daha derin olmasının nedeni neydi?
Bütün bu sorulara verilecek cevap MHP'nin ve Ülkü Ocaklarının kuruluş esaslarında saklıdır. Düşman bu kuruluşu Türk Milletinden daha etraflı ve daha esaslı tanıyor. Ülkü Ocakları aşılırsa, Türk milleti de aşılır diye düşündüklerini biliyoruz. Çünkü Ülkü Ocaklarının varoluş, kuruluş ve işleyiş kodları beş bin yıllık Türk tarihinden süzülüp gelen kodlardır.
1968'den bu yana Ülkücü Türk milliyetçilerinin yediği darbeyi hangi parti yeseydi bırakın adını, izi bile bulunamazdı.
1980 Darbesi ile birlikte Ülkücü -Milliyetçi Hareketin üzerine çöken kara bulutları dağıtmak kolay olmadı. Bu hareketin mensuplarını alıp cezaevlerine doldurdular. Zindanlarda süründürdüler. Göstermelik mahkeme salonları ve göstermelik yargılama metotları uygulayarak yüzlerce idamlık dosyalar hazırladılar. Birçok ülkücüyü işkence odalarında öldürdüler. Bir kısım ülkücüyü sırf göz korkutmak için suçsuz günahsız bir şekilde dar ağacına gönderdiler!
1980 ile 1995 arası yerlerde süründürülen Ülkücü Türk milliyetçileri, Batıcı ve Amerikancı mandacılar tarafından milletimize öcü olarak gösterilmeye çalışıldı. Tüm illerde ülkücüler çeşitli ayak oyunlarıyla abluka altına alındılar. Bu dönemde hareketin lideri Başbuğ'u ve yakın mesai arkadaşlarını hapishanelere doldurup siyasi yasaklarla önlerini kesmeye çalıştılar. Bütün bu entrikalarla yetinmeyen Amerikancı Ana Vatan Partisi, ülkücüleri birbirine düşürdü. Tezgahlar kuruldu, tuzaklar kazıldı. Bu minvalde Muhsin Yazıcıoğlu ve arkadaşları kullanıldı. Mecliste grup kurmanın önüne geçildi.
95 sonrası Amerikancı partiler zayıflayıp millici partiler güçlenince buna paralel olarak milliyetçi- ülkücü ve maneviyatçı gençler yeniden filiz vermeye ve siyasetin her alanında yeniden boy göstermeye başlayınca roller değişti.
Batı ve Batı'nın uzantısı mandacı ve işbirlikçiler bu sefer Türk siyaset meydanına AKP'yi sürdüler. Millicilerden kopan bu kadrolar Amerika ve Batı'nın yardımıyla iktidara geldi. AKP'nin uzun bir süre Amerikancı ve Batıcılarla "idare-i maslahata" devam etmesi akıllarda soru işareti bıraktı. AKP boyun bağından kurtulmak istiyordu ama bir türlü kurtulamıyordu. İç siyasete çok müdahale eden işbirlikçilerden ve Batıcılardan kurtulmak ancak 15 Temmuz 2016 yılında olacaktı. AKP, milli ve güvenilir güç olan MHP ile Cumhur İttifakını kurarak mandacıları, Amerikancı ve Batıcıları tesirsiz hale getirdiler. Şayet aynı ittifak devam ederse hem AKP, Batı'nın şerrinden kurtulacak hem MHP toparlanacak hem de Türkiye atılım üzerine atılım yapıp süper güç olma yolunda emin adımlarla ilerleyecektir. Ne var ki, bu ittifakı çekemeyen karanlık odaklar bir kez daha MHP'nin içini karıştırmaya başladılar. Amaçları ittifakı bozmak ve Türk devletini çökertmekti. Ancak ittifaktaki her iki parti de buna izin vermedi.
Türkiye, Atatürk'ten yıllar sonra, ta 2016'ya kadar Batı'nın kontrol ve güdümünde, kendi halinde bir bölge devleti olarak varlığını sürdürmek zorunda kalmıştı. Türkiye asıl ve gerçek atağını 2016 yılından itibaren yapmaya başladı. Bölgesel ve içine kapanık edilgen bir devletten küresel bir devlet olmanın yollarını aradı. Savunmada, ticarette, turizmde ve teknolojide dünya devleriyle başa baş, dişe diş yarışarak ilk on devletten bir oldu. Türkiye'nin yakın hedefi ve göz diktiği nokta dünya devletleri arasında ilk beşte bir süre kalıcılık sağlamak ve daha sonra da ilk üçün arasında küresel aktör olarak dünyanın şekillenmesinde etkin ve yetkin bir yer edinmektir.
FAHRETTİN MASUM BUDAK