☰
✕

Neden Her Pazartesi Yeniden Başlıyoruz?

Belki de sürdüremediğimiz bir diyeti buzdolabına asmışızdır.

Diyet denildiğinde aklınıza ne geldiğini biliyorum. Önümüzde bir liste olacak, içerisinde hangi besinleri ne kadar tüketmemiz gerektiği yazacak, bazı besinler “yasak” ilan edilecek ve onlardan hayatımız pahasına uzak durmamız gerekecek.

Listeye ne kadar iyi uyarsak hedefimize de o kadar hızlı ulaşacağımıza inanacağız.

Kulağa çok basit geliyor: Bir liste al, biraz dişini sık, istediğin görünüme kavuş ve sonra bırak gitsin.

Keşke bu işin mantığı gerçekten böyle olsaydı, her şey çok güzel olurdu. Ancak çevremiz diyet döngüsüne sıkışmış, beden algısı bozulmuş, yemekleri takıntı haline getirmiş ve sürekli protein hesabı yapan insanlarla doluysa bunun önemli bir sebebi var: Her diyet herkese uygun değil ama biz ısrarla başkalarının beslenmelerini kendi hayatımıza uygulamaya çalışıyoruz.

Kilo vermeyi istediğinizi çok iyi biliyorum. Özellikle yaz gelmeden önce, çok özendiğiniz o düğün gerçekleşmeden önce, mezuniyetinizden önce, oğlunuzun nişanından önce… Hatta bazen bunlardan tam bir hafta önce kilo vermek istiyoruz. Halbuki kilo verme sürecini çok daha uzun bir zamana yayabiliriz. Aylar öncesinden başlayıp verdiğimiz kilonun gerçekten kalıcı olmasını sağlayabiliriz. Aksi takdirde yaptığımız diyetler hep çok geçici olacaktır.

Peki gelelim asıl sorumuza: Diyetimizin bizim için doğru olmadığını nasıl anlarız?

Öncelikli olarak diyetimizin sürdürülebilir olması gerekiyor. Peki nedir bu herkesin dilinde dolanan sürdürülebilirlik?

Sürdürülebilirlik söz konusu olduğunda sadece şunu düşünmenizi istiyorum: Evet, bir hafta kabak diyeti yapmak mümkün gibi görünebilir. Peki bir yıl boyunca kabak diyeti yapmak mümkün mü? Bir yıl boyunca kabak dışında hiçbir şey yemediğinizi düşünün. Hiç lahmacun yemediğiniz, hiç kebap yemediğiniz, hiç hamburger yemediğiniz koskoca bir yıl… Eğer önünüzdeki listenin bir yıl boyunca sürdürülemeyeceğini düşünüyorsanız, o liste sizin için sürdürülebilir değildir.

Benim için, şahsen içerisinde kebap olmayan hiçbir liste sürdürülebilir olmayacaktır. Çünkü bugün yemezsem, yarın mutlaka yemek isteyeceğimi biliyorum. Çünkü iyi bir diyet, hayatımızdan sevdiğimiz her şeyi çıkardığımız değil; onları dengeli bir şekilde hayatımıza dahil edebildiğimiz diyettir.

Bir diğer önemli nokta ise vücudumuzu dinlemek. “Vücudunu dinle” derken ne demek istiyoruz?

Daha önce hiç diyetisyene gittiniz mi ya da elinize bir beslenme listesi geçti mi? Peki o listeyi ilk gördüğünüzde ne düşündünüz? “Bayıldım, tam benlik!” dediğiniz ama uygulamaya başlayınca zorlandığınız bir liste oldu mu? Şahsen ben bunu çok görüyorum. Kimi danışanım sabah kahvaltısında yumurta yemeyi çok severken, kimi danışanım aynı yumurtalı tarifi yerken hayattan nefret ediyor. Bir diğer danışanım ise kahvaltı yapmayı hiç sevmediğini söylüyor. İşte tam bu noktada kendinizi ve vücudunuzu dinliyor olmanız çok değerli.

Yediğim şey bana iyi geliyor mu? Hem psikolojik hem fizyolojik olarak beni doyuruyor mu? Beni mutlu ediyor mu? Yedikten kısa süre sonra tekrar acıkıyor muyum? Enerjim düşüyor mu? Kendinizi dinlemeniz ve vücudunuzun size gönderdiği sinyallere cevap vermeniz, doğru beslenme düzenini bulmanın en önemli parçalarından biri.

Bir diğer adım ise psikolojik etki. Bu adım en az fiziksel etkiler kadar önemli, hatta benim için daha da belirleyici.

Günün büyük bir kısmında yemek mi düşünüyoruz? “Yasak” listemiz çok mu kabarık? O listedeki yasaklar bizim için ne kadar cazip? Yedikten sonra suçluluk hissediyor muyuz? Eğer bunlardan biri bile hayatımızda varsa, belki de problem bizde değil, uyguladığımız listededir. Çünkü bizim için doğru diyet, üzerimizde sürekli psikolojik baskı kurmaz. Yemek yeriz, doyarız ve hayatımıza devam ederiz.

Sonrasında kendimize şu soruyu sormalıyız: Bu liste gerçekten bize özel mi? Yoksa internette gördüğümüz, arkadaşımızdan aldığımız ya da bir influencerın paylaştığı herhangi bir beslenme listesi mi? Arkadaşımızın listesi, diyetisyen tarafından yazılmış olsa bile, bizim için doğru liste olmayabilir. Influencerların paylaştığı beslenme planları, “3 günde 5 kilo” sloganıyla pazarlanan şok diyetler…

Bunların çoğu genelleştirilmiş sistemler ve evet, herkese uygun değiller. Çünkü hepimizin yaşam temposu farklı. Bazılarımız evde üç çocukla ilgileniyor, bazılarımız 8-5 masa başında çalışıyor, bazılarımız gece mesaisine kalıyor, bazılarımız maratona hazırlanıyor. Hayatımız farklıysa, beslenmemizin de aynı olması gerekmiyor.

Alışkanlıklarımız da farklı. Bazılarımız atıştırmayı severken bazılarımız ana öğün dışında yemek istemiyor. Bazılarımız kahvesinin yanında mutlaka tatlı isterken bazılarımız kahvaltıyı çok geç yapıyor. Bazılarımız kahvaltı yapmayı hiç sevmiyor. Bunun tek bir standardı olamaz. Çünkü hepimizin yemeklerle ilişkisi de farklı. Bazılarımız yemek yemeyi seviyor ve yeni şeyler denemekten keyif alıyor, bazılarımız sadece acıktığında yemek istiyor, bazılarımız ailesiyle birlikte yemek yemek istediği için öğünlerini onların saatine göre düzenliyor, bazılarımız yoğunluktan çocuklarının tabağından kalanlarla günü geçiriyor. Yani aynı liste bir kişiye çok iyi gelirken başka bir kişiyi zorlayabilir ve bu çok normal. Çünkü o liste bize özel hazırlanmamış olabilir. O yüzden kendimize şunu sormalıyız: “Bu liste benim günlük rutinime uyuyor mu?”

Fakat listelerin bize uygun olup olmadığını anlamak için yalnızca bunlara bakmak da yetmiyor. İşin içerisinde bir de gerçek hayat var. Her gün farklı tarifler, uzun hazırlık süreleri, ulaşılması zor besinler, çok sıkı kontrol isteyen uygulamalar… Listede mükemmel duruyor ve insanı motive ediyor, katılıyorum. Ama herkes için uygun mu? Hepimizin zamanı, bütçesi ve yaşam koşulları birbirinden farklı. Asgari ücretle geçinmeye çalışan bir aileden her hafta iki kez Norveç somonu tüketmesini istemek ne kadar gerçekçi? Yoğun çalışan bir bireye her gün “fit, yulaflı, proteinli, lorlu bilmem ne” tarifleri vermek ne kadar uygulanabilir? Kişinin kültüründe olmayan veya hiç tüketmediği bir besini zorla vermek, “İlla kinoa olacak, bulgur olmaz!” demek ne kadar uygulanabilir?

Bu yüzden diyetimizi değerlendirirken kendimize şu soruları da sormalıyız: Bu yemekleri hazırlayacak yeterli zamanım var mı? Bu besinleri düzenli olarak satın alabilir miyim? Bu liste benim bütçeme uygun mu? Bu şekilde beslenmek benim gerçek hayatımda mümkün mü?

Çünkü sürekli diyete başlayıp bırakıyor olmanız muhtemelen her zaman sizin suçunuz değil. Sosyal medya bize herkese uyacakmış gibi görünen sistemleri dayatıyor ve biz de kendimizi, bize hiç uygun olmayan uygulamaların içerisinde bulabiliyoruz. Aynı zamanda bu konuda çok bilinçli çalışan, her gün başka hayatlara dokunan çok kıymetli meslektaşlarım da var. Ancak yeri gelmişken önemli bir noktayı da eklemek isterim: Doktorlar, antrenörler, influencerlar, yaşam ve beslenme koçları — ki “beslenme koçu” unvanının yasal bir karşılığı bile yok — size beslenme listesi yazamaz. Çünkü beslenme bilimi bizim işimiz. Bir antrenörün size yazdığı beslenme listesinin yanlış olması bu nedenle sürpriz olmamalıdır.

Benim bugün amacım, “Listeniz size uygun mu, değil mi?” bunu anlayabilmeniz için size küçük bir rehber oluşturmaktı. Eğer beslenmenizde bir değişiklik yapmak istiyorsanız, bebek adımlarıyla başlayın. İnternetten yeni bir liste aramadan önce yapabileceğiniz çok daha güzel bir şey var: Yemeğe olan bakış açınızı değiştirmek. Çünkü sağlıklı beslenmek, hayatımız boyunca diyet yapmak demek değil; kendimize uygun, sürdürülebilir ve bizi iyi hissettiren bir düzen oluşturmak demek.

İyi haftalar ve sürdürülebilir diyetler diliyorum..