☰
✕

HİÇ OLMADIĞIMIZ KADAR TUTSAĞIZ

Reisi Cumhurun, Trump ile yaptığı son görüşmenin ardından, "Hiç olmadığımız  kadar yakınız" şeklinde manşetle çıkan yandaş gazeteler, bu vize krizi ile de ilgili en güzel manşeti bulacaklardır. Bundan emin olabilirsiniz.

Yalta Konferansı'ndan bu yana, Rusya ve ABD 'nin ve oyun kurucu pozisyonuyla İngiltere'nin karşılıklı mutabakatları olmadan ilgi alanlarına giren dünyanın her hangi bir yerinde bir yaprak düşeceğine inanmayanlardanım.

Kimileri bunu saçma bulabilir.

Geçmiş ve yakın zamanda olup bitenler bu düşünceme daha çok sahip çıkmama sebep oluyor.

Kamera ve mikrofonların önündeki karşılıklı tehditkâr mesajlara bakarak Rusya ve ABD arasında bir mücadele olduğunu düşünenler olabilir ama ben öyle olduğunu düşünmüyorum.

Rusya da, ABD de dünya üzerinde etkili iki emperyal güçtür.

Elbette onların arkasında da her zaman söylediğimiz küresel şirket ve onların bölgesel işbirlikçileri ve uzantıları vardır.

Her senaryo karşılıklı hesap ve çıkarlara dayanır. Bu adamlar çok iyi satranç oynarlar. Bir değil, üç beş hamle sonrasını almaşıklı yollarla görür ve buna göre pozisyon alırlar.

Yalta Konferansı II. Dünya Savaşı sırasında 1945 yılında SSCB'nin Yalta kentinde SSCB, ABD, İNGİLTERE'nin bir araya geldiği bir toplantıdır.

Ele alınan tüm konuların yanı sıra gizli oturumlarda, özellikle İsrail lehine toprak paylaşımlarının konuşulduğu ve belki de bir ucunu bugünlerde gördüğümüz bir proje düzeninin temellerinin atıldığı bir konferanstır.

Aslında bu görünürdeki devlet yapıları aracılığı ile dünya üzerinde blokların oluşturulması ve bloklar arası kaymaların engellenmesi ile ilgili bir mutabakattan başka bir şey değildir.

Stalin'in o yıllarda Kars ve Ardahan'ı istemesi, Boğaz'larda hak iddia etmesi, Romanya sınırına, Türkiye tehditli asker yığması, akabinde Türkiye'nin NATO'ya kabul edilmek için Kore'ye asker göndermesi ne kadar da bugün Suriye'de düştüğümüz, düşürüldüğümüz duruma benziyor.

Dün ABD ile ortak operasyonlar yaparken, bugün Rusya ile mutabakat halinde İdlip'de bir şeyler yapıyoruz.

Hiçbir zaman Esad'ın devrilmesinin ilk öncelik olarak ele alındığını düşünmedim. Suriye Halkı'na demokrasi vaatleri için, Irak'ın içine düşürüldüğü durum yeterli değil mi?

Bu global hakimiyet düzeni kaos'lardan beslenir. Bizim kaos olarak gördüklerimiz onlar için büyük uyumdur.

Bu arada işlerini görürler.

15 temmuzdan hemen sonra gerçekleşen, Suriye operasyonu(Fırat-Kalkan), bugünlerde İdlip'de yürüyen operasyonlarda, işbirliği yapılan aktörlere bakıldığında bunun nasıl bir kurgusal kaos olduğunu ifadeye yeterlidir.

Gündeme düşen ABD ile vize restleşmesini de böyle okuyorum ve suni olduğunu düşünüyorum.

Diplomasi ile aşılabilecek bu restleşme, Torba Yasası'nda tepki çeken tütün yasağı, Türkiye kömür işletmelerinin özelleştirilmesi, MTV zammı gibi konulara iyi gelmiştir.

Keza, Barzani referandumu, Melih Gökçek istifası, Bylok'çı Akp'liler ile ilgili gündemi de anında kesip atmıştır.

Binali Bey'in,"hatt-ı müdafaa yoktur, sath-ı müdafaa vardır"lafı "

biz yine yanlış yaptık ama şimdi vatan söz konusu, hain olarak ilan ettiğimiz %50'de dahil olmak üzere hepiniz arkamızda durun "mesajı vermektedir.

Dururuz tabii.

Biz emperyalizme, emperyalizm deriz.

6. Filoya secde edip,"Ankara'nın şerrinden Brüksele sığınmayız", Irak'taki conilerin "sağ salim ülkelerine dönmeleri için de dua "edemeyiz.

Mutabık mıyız canım başbakanım?

Selam ve umut ile..