☰
✕

HATUN ANA....

Bu topraklarda her şeyin ceremesini analar çeker.

Hep analar suçludur.

En galiz küfürler 'ana'nın özne olduklarıdır.

Her türlü ahlaksızlığın,namussuzluğun özeti olan o....çocuğu lafı analara kesilen faturadır.

Sorsan,analarımızı çok severiz.

Sorsan,cenneti de analarımızın ayakları altına sereriz.

Sorsan,bütün türkülerimizin ah eden yerlerinde "anam" diye figân eyleriz.

Bir çocuk, ahlaklı, başarılı ise hep babanın malıdır .

Ama öyle değilse,anasının oğlu veya kızıdır.

Bu topraklar 13 yaşındaki çocuğun terörist ilan edilmesine tanıklık etmiştir.

Ve bir annenin meydanlarda yuhalatılmasına şahit olmuştur gök kubbe..

Ben, o kadının saçlarının aniden ağardığını gördüm.

Kederinin, kahroloşunun simgesi oldu ak saçları benim nazarımda.

Ona, her baktığımda kendi ağarmış saçlarımdan utandım.

Sadece o mu?

Daha niceleri...

Anneler evlat acısıyla bildikleri her şeyi unuturlar.

Evlat acısı,ana'nın yüreğinden bir parçanın kör bıçakla kesilip alınmasıdır .

Dini, dili, ırkı, şekli, şemali ne olursa olsun ana her zaman ana'dır.

Kimini kahraman yapan düzen,kimini hain ilan eder.

Böyle olması gereklidir.

Hep çatışma,klik,ikilik tamtamları çalınmalıdır.

Bu sese kulaklarını kabartarak var olmayı seçenlerin ,varlığını devam ettirmek isteyenlerin ,musikinin ince ve ruha işleyen yumuşak nağmelerine sağır olmaları normal değil midir?

Bu toprakların klasiğidir tokuşturmak.

Sağcı ile solcuyu,

Atatürkçü ile şeriatçıyı,

Kürt ile Türk'ü...

Alevi ile sünniyi...

Berk'in ile Yasin'i tokuşturanlar, bilmezler yanan anaların yüreklerini.

Tokuşturulan şeyler fikirler değil, içi boş tenekelerdir.

Bu topraklarda verilen sözlerin peşine düşülmez.

Dün şöyleydi, bugün neden böyle diye sorulmaz.

Koca koca adamlar bir sürü laf ederler ama aslında söyledikleri hiç bir şeydir. Evet çok konuşup hiç bir şey söylemeyenlerin de topraklarıdır buraları...

İntikamın,kinin,nefretin diri tutulmasının tavsiye edildiği topraklardır buraları.

Tescilli akıl hastalarının "üstad" ilan edildiği topraklardır buraları.

Buraları, kol kırılır yen içinde kalır lafının anlamını yitirdiği, bütün vücudun kangren olup, yen içinden kurtların döküldüğü ayan beyan ortadayken, kurtları, kokuşmuşluğu, çürümeyi yok saymayı marifet bilenlerin de yaşadığı topraklardır.

"Ananı da al da git" lafı düşmüştür bu toprakların üzerine. Hiç de hoş olmayan bir laftır bu...

Sonuçları konuşmak top çevirmektir.

O sonuçları  yaratan nedenleri irdelemek lazım.

Aksi takdirde mükerrerler kaçınılmazdır.

Bir vekilin "emperyalleri ve onun işbirlikçilerini İzmir'e kadar kovalarız"

lafının intikamı yatalak bir anneden alınır.

Anne yıllardan beri yattığı hastaneden kapı dışarı edilir .

Yorgun ve hasta ama henüz diri olan bir anne bedeni üzerinden siyaset yapılır. Oysa, o annenin olan bitenden haberi bile yoktur.

Ama "hayırcıların karıları ve kızları bize ganimettir" diyen herif nedense görmezden gelinir.

Bazen de ,bir Ana'nın ölü bedeninin üzerinde tepinir tek hücreli canlılar.

O Kürttür.

Burası Türk topraklarıdır.

Alevileri istemeyiz.

Ermenileri istemeyiz.

Bunlar hep sonuçtur.

Nedenlere bakmalı.

25 kişiyle başlayan tiyatro, bir rivayet 100 kişiye çıkar.

Polis oradadır.

Bakar.

Vali "sataşma "der. Küçümser olayı.

Her sataşmada mezar açılıyor mu diye merak ederim.

Bakan "organize iş" der.

Benden ne farkı kaldı Bakanın.

Bunu ben de derim.

Fazlasını bile derim...

Reis-i Cumhur;

burada Kasımpaşalılığını  niye göstermez.

Oysa olaydan haberdar edilmiştir.

O da der ki;

"Aile nereye isterse uçak tahsis edip oraya cenazeyi nakledelim"

Aile otobüsle nakil isteyince,

Reis-i Cumhur;"Tüm güvenlik önlemlerinin alınması talimatı  verdim"

der.

Oysa önlem mezarlıkta alınmalıydı.

Polis seyretmemeliydi.

Gezi olaylarında çadır yakarak destan yazan, polisin biber gazı stokları mı tükendi?

Kim emir verdi?

Kim destan yazılmasının önüne geçti?

"Mezarı açar, cesedi çıkarırız "diyen bu sapkınlara "Haddinizi bilin" diyen neden olmadı.

Aile korktu.

Yani devlet erkini kullanan hükümet, aileye 

"Hatun Ana bizim de anamızdır.

Burayı arzu etmiş, kabri burada olacaktır",

garantisini neden vermedi?

Ve neden bu faşistlerin dediği oldu?

Mezar açıldı.

Hatun Ana mezardan çıkarıldı.

Bedeni Tunceli'ye gönderildi.

Doğduğu yere değil, camdan bakıp gördüğü yere gömülmeyi arzu eden vasiyeti hükümsüz kaldı.

Hani öleceğini bildiğimiz yakınlarımıza sorarız ya "Son arzun nedir?" diye.

Hükümsüzdür artık bu laf.

Bu ülkenin bir vatandaşı mezar yerini bile seçemiyorsa ve buna mani olan üç beş faşist ise,

hükümet bu faşistlere teslim olmuşsa,

hükümsüzdür.

Tüm anaların aziz hatıraları hükümsüzdür.

"Anam" diye figan ettiğimiz türküler hükümsüzdür.

İnsanlığımız hükümsüzdür.

Adalet çoktan hükmünü yitirmiştir.

Utanması gerekenler ve sorumlu olanlar kınıyor ve yuvarlak laflarla demagoji yapıyorlar.

Utanç hep sorumlu olmayanlara kalıyor.

Ben utanmıyorum.

Evet ellerimle yüzümü örtüp 'aman Allah'ım 'diye ağladım ama utancımdan değil.

Bana yapıldığında hissedebileceklerimi yaşadım.

Ayseli, Asiye;

Hatun Ana'yı ,kendi anam sandım.

Medeni insanlar buna "empati "diyorlar.

İnsanlık tarihi boyunca, bütün din ve ahlak anlayışlarının kabul ettiği altın ilkedir; "sana yapılmasını istemediğini başkasına yapma"

Sonuç;

6 kişi aranıyormuş.

25 kişi gözaltına alınmış, bırakılanlardan sonra geriye 6 kişi kalmış.

Orada bir boş mezar var.

Orada, Ankara'da...

Boş mezar değil geriye kalan.

Aslında orada utanç kaldı.

İnsanlar görülür, insanlığı gösteren yaptığıdır.

Bir Yahudi'nin cenazesi geçerken ayağa kalkan peygamberin temsil ettiği din, bu değildir.

Benden fazla itiraz etmesi gerekenlerin suskunluğunu anlamak mümkün değildir...

Gidişat ise hiç iyi değildir...

Selam ve umut ile...