Her fırsatta kendini “Ekümenik” olarak pazarlayan Fener Rum Patriği Bartalemeos Fatih’in Balat semtinde bulunan Patrikhanedeki “Kin kapısını” 205 senedir kapalı tutuyor.
Patrikhane kapının açılması için önünde bir Türk büyüğünün asılmasını bekliyor?
Patrikhane ve Patrik bu cesareti nereden alıyor?
Statü olarak normalde Fatih Müftülüğüne bağlı bir Hıristiyan din adamı olan Patrik hangi güce dayanarak kendini “Ekümenik” ilan ediyor?
Fatih’in Balat semtinde bulunan Fener Rum Patrikhanesinde bulunan ve 205 senedir kapalı olan “Kin kapısı” 1821 yılında kapatılmıştı.
Kendisini Ekümenik olarak tanıtan Fener Rum Patriği Bartalemeos kin kapısının açılması için o kapının önünde acaba hangi Türk büyüğünün asılmasını bekliyor?
Fener Rum Patrikhanesi, Fatih’teki Balat semtinde bulunan Sadrazam Ali Paşa Caddesi'nde bulunuyor. 1821 yılında Mora isyanı sırasında II. Mahmud, casusluk şebekesi kuran ve yöneten Patrik Gregorios'u Patrikhane'nin ana giriş kapısında Sadrazam Ali Paşa aracılığıyla idam ettirdi. Patrikhane yetkilileri, kinlerini diri tutmak için Patrik Gregorios'u önünde asıldığı kapıyı o gün bugündür açmıyorlar. Patrikhaneye gelen ziyaretçiler ana kapının sağ ve sol girişlerinden içeri alınıyor.
Bilindiği üzere 2 Şubat 1821 yılında Mora İsyanı çıkmıştı. Devletin bekasına, vatan ve milletin bütünlüğüne yönelik isyan ve ihanet girişimlerinde ciddi rol oynayan, Yunan isyan ve ihtilal hareketlerini destekleyen, Osmanlı topraklarında fitne ve fesat tohumları yayan, hemen her zayıf anında devleti arkadan hançerleyen Fener Rum Patrikhanesi’nin o dönem Patriği olan V. Gregorius ve beraberindeki casusluk yapan papazlara idam cezası verilmiş ve ceza orada infaz edilmiştir. Patrik Gregorius, Osmanlı Devleti'ni yıkmayı ve Türkleri tarih sahnesinden yok etmeyi amaçlayan “Eterya Cemiyeti’nin” gizli başkanlığını da yürütüyordu. Patrik V. Gregorius’un, Rus Çarı I. Aleksandr ile yazışarak Mora isyanını el altından desteklediği ve organize ettiği yönünde belgeler ele geçirilmiştir. Yaptıkları ihanet ve casusluk belgeleriyle ispat edilince asıldılar.
İDAM EDİLEN İKİNCİ PATRİK
Osmanlı tarihinde Gregorius, idam edilen ikinci patrikti. İlki, III. Parthenios, Osmanlı aleyhine Rusya ile haberleştiği için Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa tarafından, “Vatana ihanet ve isyan çıkarmaya teşebbüs” suçundan 1659’da idam edilmişti.
Patrik V. Gregorius’un idamı, Bizans’ı diriltme gayesini taşıyanların Türklere yönelik kinlerini daha da artırmış, bu kin “Megalo İdea” adına giderek intikama dönüşmüştür.
İşte, bunun bir nişanesi olarak Patrik V. Gregorius’un idam edildiği Patrikhane’nin orta kapısı “Kin Kapısı” olarak 1821 yılında kapatılmış ve günümüze kadar açılmamıştır. Patrikhane mensupları, Papaz Gregorius’un emsalinde bir Türk büyüğü idam edilinceye kadar da o kapının açılmayacağı yönünde bir inanç taşınmaktadır.
ATATÜRK HIYANET VE FESAT OCAĞI DEDİ!
Patrikhane'nin "ihanet yuvası" olarak nitelendirilmesinin en büyük sebebi, Osmanlı'nın son dönemi ve Kurtuluş Savaşı yıllarındaki faaliyetleridir. O dönemde Patrikhane, işgalci güçleri desteklemiş ve Batı Anadolu'da bağımsız bir Rum devleti kurmayı amaçlayan “Mavri Mira” gibi cemiyetlerle iş birliği yapmıştır.
Ülkemizin kurucu lideri Gazi Mustafa Kemal de Patrikhane'nin bu yıkıcı faaliyetlerine karşı sert bir duruş sergilemiştir. 25 Aralık 1922 tarihindeki Lozan görüşmeleri sırasında “Le Journal” muhabiri Paul Herriot'ya verdiği demeçte Patrikhane için özetle şu ifadeyi kullanmıştır:
“Bir fesat ve hıyanet ocağı olan ve memleketimizde nifak tohumları eken fesat ocağı, uyuşmazlıklar oluşturan Fener Rum Patrikhanesi tehlikeli teşkilattır.”
Bu nedenle Lozan Antlaşması sürecinde Patrikhane'nin Türkiye dışına ve özellikle Yunanistan'daki Aynoroz'a çıkarılması çok istenmiş ancak uluslararası baskılar nedeniyle bu gerçekleşmemiştir.
PATRİKHANE’NİN HUKUKİ STATÜSÜ
Fener Rum Patrikhanesi günümüzde uluslararası hukuka göre siyasi veya diplomatik bir devlet statüsünde değildir. Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına göre Fatih Kaymakamlığı'na bağlı dini bir azınlık kurumu olarak kabul edilmektedir. Patrik de T.C. vatandaşı olmak zorundadır.
Statüsü bu olmasına rağmen Patrikhanenin kendi resmî kaynakları, kendisini yalnızca İstanbul'daki Rum Ortodoks cemaatinin dinî kurumu olarak değil, dünya çapındaki Ortodoks kiliseleri arasında koordinasyon ve öncelik rolü bulunan “Ekümenik Patrikhane” olarak tanımlıyor. “Dünya Kiliseler Konseyi” nezdindeki resmî delegasyonunun açıklamasında da Patrik'in Ortodoks dünyasında eşitler arasında birinci konumunda olduğu ve Ortodoks kiliseleri arasındaki ilişkileri koordine ettiği belirtiliyor.
Lozan'da Patrikhane'ye “Ekümenik” bir statü verilmediği ve Türkiye açısından Patrikhanenin İstanbul'daki Rum Ortodoks cemaatinin dinî ihtiyaçlarıyla sınırlı bir kurum olduğu açıktır.
Bu gerçeklere rağmen Patrikhanenin “Ekümenik” konumunu uluslararası alanda güçlendirme faaliyetleri, Ruhban Okulu meselesi, Dünya Ortodoks kiliseleri üzerindeki koordinasyon rolü ve ABD/AB/Vatikan/Ukrayna/Rusya gibi aktörlerle ilişkileri birlikte incelendiğinde stratejik gizli maksatları olan bir hedefleri olduğunu gösteriyor.
Türk devleti İstanbul’un göbeğinde böyle bir ihanete niçin göz yumuyor?
Yetkililerden bu hususta açıklama bekliyoruz.