☰
✕

DÖRT SÖZCÜĞÜN SIRRI

İnsan olmak, sağlıklı olmak, huzurlu olmak ve mutlu olmak...

Hayatta bundan daha büyük bir zenginlik var mı?

Çoğumuz bunun cevabını biliyoruz ama nedense hayatımızı bu dört değerin üzerine kurmuyoruz. Para kazanmanın, makam sahibi olmanın, daha büyük evlerde oturmanın, daha lüks arabalar kullanmanın ve başkalarından daha fazla şeye sahip olmanın peşinden koşuyoruz.

Peki, bütün bunların yanında insanlığımızı kaybediyorsak ne anlamı var?

Sağlığımızı kaybettiğimizde servetimizin bize ne faydası olacak?

Huzurumuzu kaybettiğimizde sahip olduğumuz makam bize ne kazandıracak?

Mutluluğumuzu kaybettiğimizde dünyanın bütün nimetleri bizi gerçekten mutlu edebilir mi?

İşte hayatın en büyük çelişkisi burada başlıyor.

İnsan, sahip olmak için yaşarken bazen sahip olduğu en değerli şeyleri kaybediyor.

Oysa insan olmak, başlı başına büyük bir nimettir. Bir gönüle dokunabilmek, bir mazlumun elinden tutabilmek, ihtiyacı olan birine yardım edebilmek, güzel bir söz söyleyebilmek ve kimsenin kalbini kırmamaya çalışmak...

Bunların hiçbirinin fiyat etiketi yoktur. Ama değerleri paha biçilemezdir.

Sağlık da öyledir.

İnsan sağlıklıyken nefes almanın, yürüyebilmenin, sevdikleriyle aynı sofraya oturabilmenin ne büyük bir nimet olduğunu çoğu zaman düşünmez. Ta ki bir gün hastalık kapısını çalana kadar...

O zaman insan anlar ki dünyanın bütün serveti, kaybedilen bir sağlığın yerini doldurmaya yetmez. Kanuni Sultan Süleyman ne güzel ifade etmiştir: "Halk içinde mûteber bir nesne yok devlet gibi / Olmaya devlet cihânda bir nefes sıhhat gibi" Sağlık konusunda bu sözün üzerine bir söz söylenebilir mi?

Gelelim huzura; bu kavram başka bir zenginliktir.

Eviniz büyük olabilir, cebiniz para dolu olabilir, çevrenizde yüzlerce insan bulunabilir. Fakat içinizde huzur yoksa bütün bunların ne anlamı vardır?

Gece başınızı yastığa koyduğunuzda vicdanınız rahat değilse, sahip olduğunuz hiçbir şey size gerçek anlamda mutluluk vermez.

Ve mutluluk...

Mutluluğu bazen çok uzakta aradığımız olmuyor değil. Oysa o yanıbaşımızda ve burnumuzun dibindedir.

Bir evladın gülüşünde, eşimizin sıcak bir bakışında, dostumuzun samimi bir sözünde, sabah uyandığımızda aldığımız ilk nefeste, sevdiklerimizle içtiğimiz bir bardak çayda saklıdır.

Fakat biz çoğu zaman elimizdeki mutluluğu görmez, olmayanın peşinden koşarız.

Sonra hayat geçip gider.

Ve insan, yıllarca peşinden koştuğu şeylerin çoğunun aslında o kadar da önemli olmadığını fark eder.

İşte o zaman anlarız:

Hayatın gerçek zenginliği çok şeye sahip olmak değil, sahip olduklarımızla huzurlu ve mutlu olabilmektir.

Öyleyse birbirimizi kırmadan yaşayalım.

İnsanlığımızı kaybetmeyelim.

Sağlığımızın kıymetini bilelim.

Huzurumuzu üç kuruşluk çıkarlar uğruna feda etmeyelim.

Mutluluğu uzaklarda aramayalım.

Çünkü hayat bize ikinci bir fırsat vermeyebilir.

Ve belki de insanın bütün ömrünü anlatmaya dört sözcük yeter:

İnsan olmak...

Sağlıklı olmak...

Huzurlu olmak...

Mutlu olmak...

İşte hayatın gerçek sırrı bunlardır!

FAHRETTİN MASUM BUDAK