☰
✕

CUMHURİYET VE HIYANET...

Cumhuriyetimizin 94.yıl dönümünü kutladık, kutluyoruz.

Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere emperyalizm ile mücadele etmek için varını yoğunu, canını, çoluğunu çocuğunu, gençliğini, ahir ömrünü ortaya koyan aziz şehitlerimizi bir kez daha minnetle anıyoruz..

Tarihe aktarılacak kayıtları oluşturan kahramanlara, memleket menfaatlerini öz benliğinden ileri tutan vatanperverlere, gösterilebilecek en büyük vefâ onları gelecek nesillere doğru anlatmaktır.

Tarih; bir milletin ortak hafızası, geçmişi, albümüdür.

Türkiye Cumhuriyetini "gâvur devleti"olarak tanımlayıp, Cumhuriyete ve Atatürk'e küfür etmeyi yüksek derecede müslümanlığın mihengi zannedenlerin, nakaratlarından biridir"hilâfetin kaldırılması"

Kuran üzerinden gidilirse, hilafet makamı diye bir makamın olup olmadığı mevzuunu bir tarafa koyduk, Yavuz Sultan Selim'in Mısır seferine kadar Osmanlı padişahlarının halife olmak gibi bir dertleri de yokmuş.

Kerameti İngiliz'den menkul, çakma üstad ve tarihçiler,

Anadolu'da Kuvayı milliye karşısında kurulan-kurdurulan Kuvayı İnzibatiye yani, hilafet ordusu konusuna pek girmek istemezler.

Memleketi işgalcilerden temizlemek isteyen, halk direnişinin yani Kuvayı milliyenin mücadelesini akim kılmak için Kuvayı İnzibatiye ile cephe almak, hem de Halife'nin onayı, Şeyhülislam’ın fetvasıyla işi sağlama bağlamak.

Kuvayı İnzibatiyenin kurulmasını kim istemiş?

İngiliz.

Silah kimden?

İngiliz'den.

Asker maaşı kimden?

İngiliz'den..

Ekmek kimden?

İngiliz'den.

Sonra ah hilafet ah!

Hilafet olsaydı ne güzel olacaktı.

Kuvayı İnzibatiye zihniyetinin devamı,"keşke Yunanlıların işgali sürseydi de hilafet devam etseydi"lafını hayasızca, fütursuzca seslendirenlerdir.

Her şeye ahkam kesen, harf devrimi ile geçmişinden, hilafetin kaldırılması ile dininden koparıldığı farfarasıyla senelerdir feryat, figan eyleyen, bu her şeyleri bilenler takımı ve onların taklavatları, Kuvayı İnzibatiyye ile ilgili olarak nedense, ehem, öhöm, etmekten öteye gidemiyorlar. İnkâr da edemiyorlar. Her konuda "gerçek tarih budur" diye zıplayan bu hamhalatlar, sadece eveleme geveleme yaparak top çevirebiliyorlar.

Top çevirme genelde şöyle oluyor;

"Efenim, İngiliz’den emir gelmiş."

"Ne yapsınmış Sultan."

"Kuvayı İnzibatiyyeyi öylesine kurdurmuştular."

"Efenim aptal mıymış koca sultan canım? Kuvayı inzibatiyenin bir fonksiyonu olamayacağını ta başından biliyormuş."

Bu minvalde ana okulu öğrencisini dahi ikna edemeyecek fakat koca insanları "he canım, doğru valla, haklısın üstadım"gibi kabullerle peşine düşürecek saçmalıklarla devam eden bir dizi yaveleme.

Kimse sormuyor,ne olursa olsun,milli güçlere karşı ,İngiliz emir ve desteği ile yani işgalden yana,yani emperyallerden yana kendi milletine silah çekecek birlik mi kurdurdu zamanın Halife'si ve Sultanı..?

O günkü koşullarda yıkılmış bir imparatorluğun başı olarak maddi gücü olamayabilir, ama madem sultan ve Halife olarak manevi tesiri bugün kimilerinin gözlerini yaşartacak kadar had safhada,"Eyy tebam, ümmetim ben Sultanınız ve Halife'niz olarak kanınızın son damlasına kadar mücadele etmenizi istiyorum"diyemez miydi?

Demedi, diyemedi

Kimse sormuyor; Şeyhülislam Dürrizade Efendinin Kuvayı milliyecilerin katli vaciptir fermanı ne iştir?" diye.

Kimse sormuyor?

Milli mücadeleden yana olan Anadolu halkı bu fetvayla nasıl hain ilan edildi?

Bu fetvayı İngiliz uçakları bütün Anadolu'ya Hilâl-i Ahmer cemiyetinin hayrına mı attı?

Öylesine kurulmuşmuş Kuvayı İnzibatiye.

Öylesine yani…

Ali Fuat Cebesoy, bulunduğu mevziiden ayrılarak, bunlarla kılıç kalkan gösterisi düzenlemek için harekâta geçmiş.

Ve şenlik olsun, eğlence olsun diye yakılmış ortalık.

Hoşluk olsun diye durduk yerde sivilden paşa ilan edilmiş Anzavur.

"Efenim zaten askeri yokmuş ki?

4000 kişilik güç ile kime karşı mücadele edebilirlermiş."

Sanki Kuvayı Milliye 100 bin kişilik bir ordu.

O da başlangıçta 4000 kişiden az bir sayı ile oluşmuş en fazla 15bin civarına ulaşmış bir gerilla gücü…

Çok şükür ki;Kuvayı  inzibatiye zihniyetinin genetik izlerini taşıyanlar olduğu kadar,Kuvayı milliye ruhunu atalarından devralan vatanperverler de halâ var bu güzel vatan topraklarında..

Dün Kuvayı milliyecileri ve onlarla omuz omuza mücadele eden asil vatanperverleri hain ilan edenler, bugün onların çocuklarını, torunlarını veya onların bıraktığı izleri takip ederek milli şuur ile vatan adına kaygı duyan herkesi hain ilan ediyorlar.

Elbette en büyük hain,"ya İstiklal, ya ölüm"bayrağını dalgalandıran Mustafa Kemal Atatürk.

Öyle mi?

O halde hain olmayan ölsün.

19 Mayıs 1919’da Samsundan başlayan büyük mücadele Türkiye Cumhuriyetini var etmişti.

29 Ekim, sadece malumun ilanıydı.

Bugün bağımsızlık savaşı verdiklerini zannedenlere, Atatürk’ün bağımsızlık tanımını takdim ederim.

“…Tam bağımsızlık demek, elbette siyasa, maliye, iktisat, adalet, askerlik, kültür gibi her alanda tam bağımsızlık ve tam özgürlük demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, milletin ve ülkenin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir. Biz, bunu sağlamadan ve elde etmeden başarıya ve esenliğe erişeceğimiz kanısında değiliz.”

Cumhuriyetimiz kutlu olsun.

Bu memleket İngiliz anahtarlarından mutlaka kurtulacaktır.

O ruh bu topraklarda mevcuttur.

Selam ve umut ile...