ÇATIŞMALAR VE FETÖ’NÜN ÇÖKÜŞ SÜRECİ

Analiz: Selim Çoraklı

Fetö-1

Pennsylvania ile Almanya’da çöreklenen ve buraları merkez yapan örgüt yöneticileri kendi içlerinde iktidar ve para kavgalarına başlamaları ayyuka çıktı.

Fetullah Gülen’in liderliği arkasından yeni bir lider seçilme yerine örgüt yönetimi üst düzey militanları arasından seçilen bir heyete bırakıldı. Ancak yeni seçiler heyet kendi içinde bir birlik sağlayamadı ve çatışmalar baş gösterdi.

Gülen’in ölümünün ardından iki vasiyetinin ortaya çıkması ve işin içinde milyonlarca dolar bulunması örgüt üst yönetimindekileri arasında kavganın fitilini ateşledi. Gülen’in kardeşi ve yeğeni Fetullah’ın uzun yıllar yanından ayrılmayan Cevdet Türkyolu ve Mustafa Özcan’ın örgütün paralarını zimmetlerine geçirmekle suçladılar.

15 Temmuz sonrası Gülen hayatta iken örgütün yönetilmesi için 12 kişilik bir tayin ve istişare heyeti kurulmuştu. Örgütün üst yönetiminde yer alan bu kişilerin hepsi 15 Temmuz öncesi yurt dışına kaçtı. Bu heyet aşağıdaki örgüt yöneticilerinden oluşmuştu:

- Mustafa Özcan. Türkiye imamı, mali işler sorumlusu. Heyetin fiili başı olarak gösteriliyor.

- İsmail Büyükçelebi. Örgütün büyük abisi ve Gülen’in ilk talebelerinden.

- Abdullah Aymaz. Avrupa imamı, yüksek istişare heyeti üyesi ve Gülen’in ilk talebelerinden.

- Cevdet Türkyolu. Gülen'in özel kalemi, damadı, kasasından sorumlu kişi.

- Suat Yıldırım. Gülen’in hocası, kelamcı Profesör.

- Şerif Ali Tekalan. Fatih Üniversitesi eski Rektörü.

- Ahmet Kurucan. Gülen’in mollalarından ve damat ekibinden.

- Cemal Türk. Mollaların başı ve damat ekibinden ve mahrem imamların imamı.

- İlhan İşbilen. Ak parti eski milletvekili, örgütü dijitalle tanıştıran kişi.

- Naci Tosun. Kaynak Holding yönetim kurulu başkanı.

- Mehmet Ali Şengül. Gülen’in yerine veliaht olarak düşündüğü kişiydi, öldü.

- Mehmet Erdoğan Tüzün. Feza gazetecilik eski yönetim kurulu başkanı.

Gülen’in ölümünün ardından açıklanan vasiyet/talimatlarıyla eskisinin yerine yeni bir “İcra Heyeti” / “Ali Heyet” seçildi. Bu heyet ile eski heyet arasında bazı isimler değişti. Yeni heyet, “Abdullah Aymaz, Naci Tosun, Şerif Ali Tekalan, Barbaros Kocakurt, Mehmet Vehbi Yavuzlar, Cevdet Türkyolu, İsmet Aksoy, Muhammed Çetin, Ekrem Dumanlı, Said Kaya, Adem Kalaç, Talip Büyük” gibi bugün kırmızı bültenle aranan 12 teröristten oluştu. Mustafa Özcan ve ekibinden bazı kişilerin yeni seçilen heyette devre dışı bırakılması örgüt içindeki çatışmanın şiddetli olduğunu ortaya çıkardı.

ÖRGÜT İKİYE BÖLÜNDÜ

Örgütün Gülen’in ölümünün ardından iki gruba ayrıldığı ortaya çıktı.

Pennsylvania Grubu: Bu grubun başı Cevdet Türkyolu (Uzun Cevdet) olarak gösteriliyor. Gülen'in, özel kalemi, damadı, vasiyetin uygulayıcısı, Altın Nesil Vakfı ve Herkul sitesini Türkyolu'na bıraktığı iddia ediliyor.

Türkyolu’nun en büyük destekçisi örgütün parasının büyük kısmını elinde tutan Mustafa Özcan finans şurasının başında bulunuyor ve örgütün bütün mali yetkilerini elinde bulunduruyor.

Bu grup aynı zamanda telif hakları, kitap evleri, kafe zincirleri gibi Gülen'in mirasının ticari ağını yöneten yapıların başında gösteriliyor.

Almanya Grubu: Bu grubun başında Almanya’da ikamet eden ve Alman vatandaşı olan Avrupa imamı Abdullah Aymaz bulunuyor. Almanya Frankfurt'ta yaşayan Gülen’in ilk talebelerinden Halit Esendir de Aymaz’ın grubunda yer alıyor. Esendir’in, Avrupa'daki eğitim ve para trafiğini yönettiği biliniyor.

Almanya grubu, Pennsylvania grubunun örgütün paralarını kişisel hesaplara aktardığını açık biçimde dile getiriyor. FBI soruşturması da bunu destekler şekilde basına yansıdı. FBI, 600 milyon Euro’yu Pinhan Restoran üzerinden aklamaya çalışıp ABD'deki şahsi hesaplara gönderen Mustafa Özcan, Cevdet Türkyolu, İzzet Akyar ve Salih Dinçer hakkında hesap dondurma kararı aldı. Ekrem Dumanlı’nın eski kayınpederi İzzet Akyar (Aker Eşarplarının sahibi) ve Salih Dinçer'in hesaplarına para gittiği tespit edildi deniyor.

Cevdet Türkyolu'nun ABD'de 2003-2013 arasında 17 tapu işlemi, Pennsylvania’da 260 Kennel Road'daki 1 milyon dolarlık evi 840 bin dolara alması, NT şirketindeki hissesini 4 milyon dolara satması gibi işlemler örgüt içinde de eleştiri konusu oldu. Türkyolu, Bank Asya'yı da dolandırdı. 1 milyon lot alıp hem bankayı zarara uğrattığı hem de parasına para kattığı örgüt içinde eleştirilere sebep oldu.

Pennsylvania – Almanya Çatışması

Örgüt içinde bugün en belirgin gerilim eksenlerinden biri Pennsylvania – Almanya hattında yaşanıyor. Almanya’da ikamet eden Abdullah Aymaz ve ekibinin Pennsylvania’daki ekibi örgüt paralarını şahsi hesaplarına geçirmekle suçlamaları çatışmanın fitilini yeniden ateşledi.

Örgüt hakkında araştırma yapan kaynaklar, cenaze yeri, vasiyet ve mali varlıkların yönetimi konusunda ABD Pennsylvania merkezli grup ile Avrupa Almanya merkezli grup arasında anlaşmazlık olduğunu ortaya koydu.

Örgüt bu iki merkez arasında bölündü:

"Mustafa Özcan – Cevdet Türkyolu liderliğinde Pennsylvania Mahremler Grubu”,

“Abdullah Aymaz liderliğinde Avrupa Almanya Şeffafçılar Grubu".

Örgüt içindeki örtülü liderlik kavgası 2006 yılında Mustafa Özcan'ın Türkiye ve Orta Asya birimlerini kendine bağlamasıyla başladı.

Fetullah Gülen’in örgüt liderliği için ölümü sonrası için işaret ettiği iddia edilen Mehmet Ali Şengül'ün 2022 yılında Almanya’da şüpheli ölümü sonrası yönetim tamamen Mustafa Özcan tarafından ele geçirildi.

Gülen’in yakınındaki “kara kutu” ve mali işler figürü olarak anılan Cevdet Türkyolu ve Mustafa Özcan grubunun, Gülen’in son yıllarında Pennsylvania’daki kampın fiilî yönetiminde etkili oldukları, mali kaynaklar üzerinde kontrol kurdukları biliniyor.

Avrupa sorumlusu, ilahiyatçı-yazar olarak tanınan ve Gülen’in ilk talebelerinden olan Abdullah Aymaz ve çevresinin Türkyolu-Özcan ikilisinin etkisinden rahatsız ve Avrupa’da daha bağımsız bir güç dengesi arayışı içinde olduğu yönünde raporlar var. Bazı kaynaklar Aymaz grubunun heyette daha etkili hale geldiğini, himmet (bağış) oranlarını artırma taleplerinde bulunduğunu belirtiyor.​

Abdullah Aymaz’ın Cevdet Türkyolu ve ekibini sert biçimde eleştirdiği ve hatta “aforoz” tarzı ifadeler kullandığı kamuoyuna yansıdı. Örgütün Avrupa’daki faaliyetleri ile ABD merkezli yapılar arasında coğrafi ve operasyonel farklar etkili olmaya başladı.

Örgütün değişik ülkelere dağılmış vaziyette bulunan varlıklarının (okullar, şirketler, bağışlar/himmet, yayınlar vb.) milyar dolarlık ölçekte tahmin ediliyor. Türkiye’deki varlıkların büyük kısmına ise 2016 sonrası devlet el koydu. Yurtdışındaki kontrol ise, seçilen yeni heyet ve bölgesel sorumlular üzerinden yürüyor.

Pennsylvania ekibinin başları olan Cevdet Türkyolu ve Mustafa Özcan çevresi mali işlerde kilit isimler olarak anılıyor. Yeni himmet toplanması ve dağıtımı, heyet içi tartışmalara konu oluyor ve tabanda güvensizlik nedeniyle kaynak akışında sorunlar yaşandığı biliniyor.

Örgütün gelirlerinin büyük bir kısmını teşkil eden telif hakları, yayın şirketleri ve fon yapıları üzerinde Pennsylvania grubunun kontrolü bulunuyor. Bu ekibin örgüt içinde meydana gelen mali krizi ve parayı yönetemediği dile getirilirken Almanya grubu bunları şeffaf olmamakla suçluyor.

Örgüt tarihsel olarak Gülen’in ölmeden önceki karizmatik otoritesine dayanıyordu. Ölümünün ardından bu otoritenin kurumsallaşması denense de başarılı olunamadı. Örgütün kaynak paylaşımı, atamalar ve meşruiyet tartışmaları örgüt içi gerilimi arttırdı. Tabanın bir kısmında güvensizlik ve kopuşlar yaşanırken, üst yönetimde bazı muhalif sesler (Ebuseleme Gülen çevresi gibi) daha radikal eleştiriler ortaya koydu. Pennsylvania – Almanya arasındaki çatışma süreci bugün her geçen gün şiddetini artırarak devam ediyor

Örgüt içinde darbe

Gülen’in ölümünün birinci yılında örgüt içinde kritik bir kırılma yaşandı. Örgütün iki numaralı ismi olarak tanınan Mustafa Özcan ile birlikte oldukları Sait Aksoy, Ahmet Kara ve Recep Uzunallı gibi örgüt üyeleri yeni heyetten çıkarılarak yerlerine başkaları getirildi. Bunun örgüt içinde Mustafa Özcan ekibine karşı yapılan bir iç darbe olduğu açıktı. Bu tasfiye, örgütün üst yönetimindeki istikrarsızlığı daha da görünür kıldı.

Gülen hayattayken heyet kararları son onayını ondan alıyordu. Ölümünden sonra her karar sorgulanır hale geldi. Tabanda heyete karşı büyük bir güvensizlik oluştu. Bunda heyet üyelerinin örgütün paralarını şahsi zimmetlerine geçirdikleri iddiaları büyük rol oynadı. Milyarlarca dolarlık global ağ (okullar, şirketler, bağışlar) üzerinde açık biçimde gruplar arasında kontrol mücadelesi yaşanmaya başlandı.

Gülen’in heyeti gençleştirme ve farklı milletlerden isimler ekleme isteğinin ise yeni seçilen heyet tarafından yerine getirilmediği ortaya çıktı.

2025 yılında Gülen’in iki vasiyetinin ortaya çıkması ve mal varlığının yönetimini Cevdet Türkyolu ve yedek olarak da damatlarda molla Âdem Kalaç’a verilmesi örgüt içi çatışmayı daha da derinleştirdi.

Sahte Belge İle Vasiyet Yazılmış

Örgütün Almanya kanadı ve bazı aile üyeleri (Mesih Gülen, Ebuseleme Gülen) vasiyetle ilgili açıklanan belgenin sahte olduğunu ileri sürdüler. Bu da hem miras kavgasını kızıştırdı hem de örgüt içi çatışmayı artırdı. Diğer heyet üyeleri ve bazı “abiler” karar alma mekanizmasının tıkanması, karşılıklı güven kaybı ve tasfiye korkusu nedeniyle sesleri yüksek çıkmaya başladı. Bu isimler arasında para, mülk ve yetki paylaşımı kavgası yaşandı; bazıları ise örgütün paralarını yağmalama suçlamalarıyla karşı karşıya kaldı.

Örgüt içinde üst yönetime duyulan güven ciddi şekilde sarsılırken, bazı örgüt mensupları “bizi kim kimi yönetiyor, paralar nereye gidiyor?” sorularını sormaya başladı.

Mutluköy girişindeki atıklar tepki çekti
Mutluköy girişindeki atıklar tepki çekti
İçeriği Görüntüle

Örgüt içi çatışmalar ve grupların birbirlerini suçlamaları örgüte bağışı büyük oranda azalttı. Bu çerçevede ABD’deki bazı kuruluşların gelirlerinin yarıdan fazla düştüğü, bir kısmının sadece internet üzerinden varlık gösterdiği belirtiliyor.​

Örgüt mensuplarının üst yönetime sadakat bağları zayıfladı. Mısır ve bazı Avrupa ülkelerinde “ABD’deki idareyi tanımıyoruz” diyen gruplar ortaya çıktı. Bazı örgüt mensupların iddialarına göre ise örgüt 2016 yılına göre yüzde 80’e varan oranda küçüldü; örgüt üyelerinin boşanmaları arttı, bir kısım örgüt mensubunun ise inanç kaybı yaşadığı görüldü. ​

Merkezi Otorite Sarsıldı

Örgütün tabanı, bu çatışmalar sonrasında örgütün tepe kadronun lüks yaşamı ile kendi yaşadığı zorluklar arasındaki farkı daha net gördü. Üst yönetimin cezaevlerinde sürünen örgüt üyeleri için söyledikleri, “Çile ile olgunlaşacaklar” anlayışı ise eleştirilere sebep oldu.

Örgüt içi çatışma sebebiyle meydana gelen kriz, daha önce tasfiye edilmiş veya uzaklaşmış bazı isimlerin daha yüksek sesle eleştiri yapmasına zemin hazırladı.

Gülen’in ölümü öncesi merkezi, karizmatik liderliğe dayalı yapı büyük oranda bozuldu. Hareket daha yerel, parçalı ve ekonomik çıkar odaklı hücrelere dönüşme sürecine girdi. Meydana gelen kriz sadece birkaç ismin koltuk kavgası değil; örgütün merkezi otoritesini, finansal akışını ve tabanın sadakatini derinden sarsan bir süreç haline geldi. Bu bir anlamda örgüt için “çöküş ve parçalanma” yoluna girdiğinin belirtileriydi.

2026 sonu itibarıyla örgütün ABD’deki durumu net bir şekilde zayıflama ve parçalanma yönünde ilerliyor. Gülen’in ölümünden sonra Pennsylvania merkezli yapı, eski gücünü ve merkezi rolünü büyük ölçüde kaybetti.

Örgüt lideri Gülen’in yaşadığı ve gömüldüğü kamp, artık örgütün “karargâhı” işlevini çok büyük oranda yitirdi. Birçok örgüt mensubu Pennsylvania’daki kampa ve Gülen’in mezarına uğramıyor. Cevdet Türkyolu’nun kampı “kendi mülkü gibi” kullandığı, hatta bazı etkili isimlerin izinsiz giremediği yönünde iddialar var. Bu durum, mülkün işlevsizleşmesine yol açtı. Kampın sembolik ve operasyonel değeri ciddi ölçüde düştü.

Örgütün ABD ayağı, özellikle Cevdet Türkyolu etrafında şekillenmeye devam ediyor. Ancak Türkyolu, vasiyet tartışmaları, mal varlığı iddiaları ve tabandaki tepkiler nedeniyle ağır eleştiri altında bulunuyor. Mustafa Özcan’ın 2025 yılında yeni seçilen heyetten tasfiye edilmesi, Pennsylvania merkezli grubu zayıflattı.

Örgütün Almanya (Abdullah Aymaz) grubuyla yaşanan gerilim, ABD ayağının iç bütünlüğüne büyük darbe vurdu. Karar alma süreçleri yavaşladı, güven erozyonu arttı. Bazı kaynaklara göre örgütün ABD’deki birçok kuruluşunun geliri yarıdan fazla azaldı; bazıları sadece internet üzerinden varlık gösteriyor. Daha önce 300 civarında olduğu belirtilen eğitim kurumlarının sayısı belirgin şekilde azaldığı görülmektedir.

Örgütün Washington’daki lobi faaliyetleri de büyük darbe aldı. Özellikle siyasi dengelerin değişmesiyle (Trump dönemi ve sonrası) etki alanı daraldı. Örgüt, geçmişteki aktif lobicilikten uzaklaşıp daha düşük profilli ve ekonomik odaklı bir yapıya kaymaya çalışıyor.

Örgüt Abilerinin Lüks Yaşamları

Örgütün birçok üst düzey ismi ve aileleri hâlâ ABD’de yaşıyor. Bazı yöneticilere örgüt tarafından aylık 2.500 ile 10.000 dolar arasında maaş ödendiği iddia ediliyor. Örgüt abilerinin lüks yaşam sürdüğü yönünde çıkan haberler örgüt tabanında büyük tepkiler oluşturuyor.

ABD, artık örgütün güçlü ve merkezi komuta yeri olmaktan çıkmaya başladı. Pennsylvania örgütün merkezi olma yönünde sembolik önemini korusa da pratikte zayıflamış, mali olarak sıkışmış ve iç çatışmalarla yıpranmış bir yapı haline gelmiştir. Avrupa ayağıyla olan gerilim de ABD’deki birliği daha fazla bozmaktadır.

Cevdet Türkyolu, Gülen’e yakınlığı sayesinde ölümünden önce günlük kontrolü elinde tutarken; Mustafa Özcan daha çok finans ve operasyonel ağları yönetiyordu. 2025 yılında yaşanan tasfiye sonrası Türkyolu görece daha öne çıktı ama ağır eleştiri altında kaldı.

Pennsylvania grubu, klasik bir hiyerarşik örgüt şemasından ziyade Gülen’e fiziksel yakınlık + finansal kontrol üzerine kurulu dar bir çevreydi. Merkez figür Cevdet Türkyolu, eski güçlü isim ise Mustafa Özcan’dı. 2026 itibarıyla bu yapı hem iç çatışmalar hem de mali daralma nedeniyle eski gücünü kaybetti. Pennsylvania – Almanya arasındaki çatışmada en çok zarar gören tarafın Pennsylvania olduğu gözleniyor. Örgütün değişik ülke imamları açık biçimde ilan etmeseler de kendi başlarına hakaret ediyor ve yeni heyetin karalarına aldırmıyorlar.

Örgütün Okulları

Afrika ve Asya, örgütün klasik para ve eleman kaynağıydı, ama bugün kavganın yan cephesi oldular. Çünkü çoğu okul Türkiye Maarif Vakfı'na geçti.

15 Temmuz öncesi 63 eğitim kurumu Afrika'da, 222'si Asya'da vardı. Sadece Afrika'da 35 ülkede 100'den fazla okul olduğu belirtiliyordu.

Bugüne kadar 40 ülkede 250 okul Maarif vakfına devredildi, Afrika'da 32 okul, Asya'da Pakistan, Afganistan, Kırgızistan'daki pek çok okul kapatıldı veya devralındı.

Orta Asya, Pakistan, Afganistan vb. yerler 2006 yılından beri Mustafa Özcan'ın kontrolündeydi. Özcan'ın Kırgız pasaportu taşıdığı ve İngiltere oturumu olduğu halde ABD'ye taşınması da bu yüzden gerçekleşti. Afganistan ve Pakistan imamlığını ise Halit Esendir yapıyordu. Esendir şu an Almanya Frankfurt'ta yaşıyor ve Avrupa kanadına yakın duruyor.

Afrika daha çok Abdullah Aymaz, Naci Tosun ve Şerif Ali Tekalan etkisinde bulunuyordu. Özellikle Nijerya, Kenya, Tanzanya (11 okul), Güney Afrika (FETÖ firarileri için ilk 5 ülke) gibi yerlerdeki okullar zengin ve bürokrat çocuklarını ücretsiz okutarak nüfuz kurma stratejisiydi.

Afrika ve Asya okulları Maarif vakfına geçince örgütün geliri düştü. Örgütün ana geliri artık ABD'deki charter okullar (150 okul, yıllık 500 milyon dolar) oluşturuyor. O yüzden kavga Pennsylvania-Almanya merkezleri arasında yaşanıyor. Afrika ve Asya'daki imamlar maaş alamamaktan şikâyetçi ve o yüzden Avrupa grubuna daha yakın duruyorlar.

Kırgızistan ve Kazakistan'daki kalan okullar, Türkiye'nin baskısından sonra kendini yerel göstermeye çalışıyor ve Avrupa'daki legal dernekler üzerinden finanse ediliyor. Bu da Mustafa Özcan'ın örgüt içindeki tekelini kırıyor.

Afrika'da kalan 20-30 okulun tapusu için iki taraf mahkemelik olacağı öngörülüyor. Özellikle Etiyopya'da 11 okulun mahkeme kararıyla Maarif vakfına geçmesi gibi, kalan ülkelerde de veli dernekleri üzerinden davalar açılıyor. Kaybeden taraf Afrika'daki tabanını tamamen kaybedecek.

Hülasa etmek gerekirse, Afrika ve Asya eskiden örgüte para getiren bir yerdi. Şimdi ise örgüte yük haline geldi. Parayı yöneten Mustafa Özcan ve Cevdet Türkyolu grubu ABD'yi elinde tutuyor, Afrika ve Asya'daki kadrolar ise Avrupa'ya kayarak "biz dışlandık" diyerek yeni bir muhalefet bloğu oluşturuyor.

Türkiye’deki Yeniden Yapılanmalar

Türkiye'deki yeniden yapılanma tek merkezden değil, 3 kanaldan yürütülüyor.

Bu çerçevede Eskişehir Başsavcılığı tarafından yürütülen bir dosyada ABD'de bulunan FETÖ bağlantılı bir şirket üzerinden Türkiye'den gönderilen gıda ürünleri karşılığında para transferi yapıldığı, bu paranın Türkiye'deki güncel yapılanmanın finansmanında kullanılabileceği değerlendirildi.

Bu yöntem ihracat süsü verilmiş şirket transferleri üzerinden yapılıyor.

İstanbul'da yapılan bir operasyonda da yakalanan şüpheliler geçmişte eyalet imamı, bölgeci, bölge hadimi, bölge talebe mesulü olarak çalışmış, ByLock kullanan, Bank Asya artışı olan isimlerden oluşuyor. Geçmişte sorumlu oldukları esnaf ve kişilerle yeniden irtibat kurup himmet topluyorlar.

İzmir'de yapılan bir operasyonda da şüpheliler, güncel yapılanma içinde faaliyet yürütmekten yakalandı. Gizli tanık ifadesine göre Naci Tosun gibi kırmızı bültenle aranan terörist isimler Signal, Telegram, Instagram üzerinden 3 ayda bir "Seminer" adı altında çevrimiçi toplantılarla Türkiye’deki imamlara talimat veriyor. Üniversite tercihlerinde bile öğrencileri yönlendirdikleri belirtiliyor.

FETÖ’nün işlediği suçlardan cezaevine giren 120 bin kişiden bugün içeride sadece 10 bini kaldı. Hakkında adli işlem yapılan 600 bin kişi dışarıda geziyor. Bunların çocukları FETÖ’nün örgüt okulunda okumadı, ByLock yok, sigorta kaydı yok. Sosyal medyada Atatürkçü, milliyetçi, ulusalcı maskesiyle dezenformasyon yapıyorlar. Örgüt buna "Güncel Yapılandırma" diyor. Amaçları, eski ByLock'çu değil, devlette kaydı olmayan, aileden gelen nefretle yetiştirilmiş, sosyal medyada algı yöneten bir kuşak oluşturmak.

Bu yapılanmayı, Mustafa Özcan, Naci Tosun ve Cevdet Türkyolu kurdukları finans ağıyla yönetmeye çalışıyorlar.

Türkiye içinde ise eski eyalet ve bölge imamları yeniden görevlendirilerek devreye sokulmuş durumda. Naci Tosun ve benzeri üst düzey firarilerin verdiği seminerlerle eğitim desteği sağlarken sahada tutuklu ailelerine yardım, öğrenci evleri, esnaf ziyaretleri gerçekleştiriliyor.

Hülasa etmek gerekirse, bu hain örgütün liderleri Gülen’in ölümünden sonra bir parçalanma sürecine girdiği görülmektedir. Bu yapı ile mücadele edenlere ve en başta devletimize düşen en önemli görev, mücadelenin ara vermeden devam ettirilmesidir. Çünkü bu tür örgütler ancak ondan daha güçlü bir fikir tarafından yok edilebilir. Sadece emniyet ve yargı kanalıyla sürdürülen mücadele ile Sofistike bir örgüt yapılanmasına sahip olan FETÖ isimli örgütü bitiremeyiz.

Muhabir: Aklı Selim - Selim ÇORAKLI