1978'de Iğdır Lisesi'nde okurken Bünyamin Yılmaz'ların evinde üç arkadaş kirada kalıyorduk. O, benden bir dönem geriden geliyordu. Arada bir evimize gelir misafirimiz olur ve bol bol sohbet ederdik. Sohbetlerimizin çoğunluğu düşüncelerimizle ilgiliydi. Hepimiz ülkücü dünya görüşüne mensuptuk. Öğrenciliğin yarattığı sorunları hep birlikte göğüslemeye çalışıyorduk. Ben aynı zamanda o dönem Ülkücü Liseliler Başkanlığı ve Iğdır Ülkü Ocakları Yönetim Kurulu Üyeliği de yapıyordu. Karanlık ve bozuk bir ortamı beraber atlatmaya gayret ediyorduk.
Gel zaman git zaman ben liseyi bitirip üniversite sınavlarına girmek üzere İstanbul'a gittim. Ve burada sınavlara girdikten sonra Tekirdağ'a geçip kısa bir zamanda işe başladım. Akabinde şehirde meydana gelen bir olaydan dolayı tutuklandım.
Bünyamin Yılmaz bu süre zarfında okulunu bitirip askere gitti. Ben içerideyken yukarıdan gelen bir emirle O' 1979 Kasım'ında Mehmet Ali Ağca'yı cezaevinden kaçırdı. Bünyamin bu olaydan ötürü başına gelebilecek tüm zorlukları bilecek yaşta ve şuurdaydı. Ancak buna rağmen davasının ve ülküsünün kendisine tayin ettiği görevi yapmaktan bir an olsun tereddüt etmedi. Ağca'nın kaçırılmasında herkes kendisine bir pay çıkarıyor ama bana göre en büyük pay Bünyamin Reis'indir.
O, becerisini ve yeteneğini konuşturarak bütün dünyaya ülkücülerin en zor şartlarda nasıl bir örgüte sahip olduğunu göstererek tarihin altın sayfasına adını yazdırmasını bildi. Artık Ülkü Ocakları onun gibi serdengeçtilerin sayesinde uluslararası arenada başat bir konuma oturuyor, içte ve dışta komünizme karşı en belalı ve en caydaklı örgüt olarak takdim ediliyordu.
Taşmedreseli Bünyamin Reis, bu olaydan sonra kısa zamanda yakalandı ve 12 Eylül zindanlarına atıldı. Ağır işkencelerden geçirilmesine rağmen ketumiyetini korudu. Güdümlü, işbirlikçi ve kiralık kalemler o devirde, basında çok etkiliydi. Ağır bir cezaya çarptırılan Iğdırlı ülkücü Topçu Er Bünyamin Yılmaz'ın bizim nezdimizde Mescid-i Aksa'da yıllarca nöbet yerini terk etmeyen, sadakat ve itaat sembolü Iğdırlı Hasan Onbaşı'dan farkı yoktur. İman ve irfan deryası arkadaşımız şimdilerde yakalandığı ağır bir hastalığı savuşturmak için uğraşıyor.
Cezaevlerini Taşmedreseye çeviren ülkücülerden biri olan Bünyamin Yılmaz, yurdumuzun çeşitli cezaevlerinde 10 yıla yakın bir süre aslanlar gibi yatarak kendisini yeniden hürriyetin koynuna attı. Basın Türkiye'de onu rahat bırakmadı. Zorlukları aşmak için bazı ülkücüler gibi mecburen yurtdışına, Almanya'ya gitmek zorunda kaldı. Orada uzun süre hem mücadele etti hem de evlenip yurt yuva sahibi oldu. Uluhan ile Metehan adlı iki yiğit yetiştirdi. Onlar da gün geldi PKK'ya Almanya'da karşı çıktıkları için babaları gibi hapse atıldılar!
Cengaverimiz Bünyamin'in, ne yazık ki, cezaevlerinde çektiği acılar, gördüğü ağır işkenceler bünyesini zayıf düşürdü. Ağır bir hastalığa yakalandı.
Bugüne kadar her zorluğu aşan kardeşimiz, arkadaşımız ve emektar ülküdaşımız inşallah bunun da üstesinden gelecektir.
Taşmedresli arkadaşları, ülküdaşları ona her gün bu mübarek ayda dua ediyorlar! Allah'tan sağlık, Ehli Beyit'ten yardım ve inayet diliyorum!