Trakya’nın keşfedilmeyi bekleyen köşelerinden biri olan Kızılağaç köyü, yalnızca doğasıyla değil, geçmişten bugüne taşıdığı yaşam kültürüyle de dikkat çekiyor. Kırklareli’nin Vize ilçesine yaklaşık 21 kilometre uzaklıktaki köy, Istranca Dağları’nın eteklerinde, ormanların arasında saklı bir doğa cenneti görünümünde.

Marmara Haber olarak yolumuzu Kızılağaç’a çevirdik. Köyün girişinden sokaklarına, eski evlerinden kahvehanesine, bahçelerinden ormanlarına kadar uzanan yolculuğumuzda hem doğal güzellikleri hem de köy yaşamının değişen yüzünü görüntüledik.

KÖYÜN GİRİŞİNDE ŞIRIL ŞIRIL AKAN DERE KARŞILIYOR
Kızılağaç’a ulaşırken ilk dikkatimizi çeken, köyün girişindeki Pabuç Deresi oluyor. Yeşillikler arasından akan derenin sesi ve hemen üzerindeki köprü, daha köye adım atmadan ziyaretçileri bambaşka bir atmosferle buluşturuyor.

Doğanın sesi, kuş cıvıltıları ve ağaçların arasında uzanan köy yolu, şehir yaşamının kalabalığını geride bıraktığımızı hissettiriyor.

ÜZÜMLERLE KAPLI EVİN KAPISINI AYGÜL HANIM AÇIYOR
Köye girdiğimizde gözümüz, bahçesi ve duvarları üzüm asmalarıyla kaplı bir eve takılıyor. Özellikle salkım salkım siyah üzümler, evin çevresini adeta doğal bir tabloya dönüştürmüş.

Kapıda bizi Aygül Çağan karşılıyor. Samimi bir gülümsemeyle üzümleri göstererek, “Yiyebilirsiniz” diyor.

Köyde doğan Aygül Çağan, bir dönem Çerkezköy’de 5 yıl, Büyükyoncalı’da ise 15 yıl yaşadığını anlatıyor. Eşinin emekli olmasının ardından yeniden doğduğu topraklara döndüklerini söylüyor.

“SÜTÜMÜZÜ, YOĞURDUMUZU KENDİMİZ YAPIYORUZ”
Köy yaşamından memnun olduğunu anlatan Aygül Çağan, doğayla iç içe yaşamanın kendilerine huzur verdiğini belirtiyor.
“Çok güzel, doğal, sessiz ve sakin. Köyde kendi işlerimizle uğraşıyoruz. Sütümüzü, yoğurdumuzu kendimiz yapıyoruz. Keçimiz var. Her şeyimiz doğal. Ormanımız, deremiz var. Denize de yakınız. Buraya gelenler köyümüzü çok beğeniyor, bir daha gelmek istiyor.”

Aygül Hanım’ın anlattıkları, Kızılağaç’ta günlük yaşamın hâlâ üretimle ve doğayla iç içe sürdüğünü gösteriyor.

Bahçeler, çiçekler, üzüm asmaları ve köyün maskotu haline gelen sevimli sıpa da kameramıza yansıyor.

ASIRLIK EVLERİN DUVARLARINDA BİR KÖYÜN TARİHİ SAKLI
Kızılağaç’ın sokaklarında ilerledikçe eski taş ve ahşap evler dikkatimizi çekiyor. Bazıları hâlâ ayakta, bazıları yılların yorgunluğuna direniyor. Bir kısmı ise terk edilmiş durumda.

İki katlı eski yapılar, alçak taş evler ve yan yana inşa edilmiş ahşap-taş konutlar, köyün geçmişte farklı topluluklara ev sahipliği yaptığının izlerini taşıyor.
Köyün kahvehanesinde karşılaştığımız Abdül Dede, bu evlerin hikâyesini anlatıyor.

“İKİ KATLI EVLER YUNAN, ALÇAK EVLER BULGAR EVLERİYDİ”
Abdül Dede’nin anlattığına göre köydeki iki katlı eski evler Rumlardan, çoğu zamanla yıkılmış alçak yapılar ise Bulgarlardan kalma.
Köyün eski adının Yatros olduğunu belirten Abdül Dede, ailesinin geçmişinin de bu topraklarla iç içe olduğunu söylüyor.

Dedesinin 1912 yılında köye geldiğini ve gazi olduğunu anlatan Abdül Dede, onun 1978 yılında hayatını kaybettiğini ifade ediyor.
Kızılağaç’ın sokaklarında bugün de görülebilen eski yapılar, göçlerin, savaşların ve değişen yaşamların sessiz tanıkları olarak varlığını sürdürüyor.

KÖYÜN HAFIZASI BAKKAL TUNCAY ÇAĞAN’DA
Köyün geçmişini ve bugününü daha iyi öğrenmek için bu kez köy bakkalının kapısını çalıyoruz.
58 yaşındaki Tuncay Çağan, Kızılağaç’ta doğup büyümüş. Çocukluğunu, köyün eski günlerini ve zaman içinde değişen yaşam koşullarını anlatıyor.

Çağan’ın aktardığı yerel anlatılara göre köyün ilk yerleşim geçmişi Traklara kadar uzanıyor. Eski yerleşimin bugünkü köyün karşısındaki ormanlık alanda bulunduğu, bir salgın hastalık sonrasında ise terk edildiği anlatılıyor.
Daha sonraki dönemlerde Rum ve Bulgar nüfusun yaşadığı köye, savaş ve göç yıllarının ardından bugünkü sakinlerin aileleri yerleşmiş.

“GENÇLER GİTTİ, KÖYDE EMEKLİLER KALDI”
Kızılağaç’ın doğal güzelliklerinin yanı sıra önemli bir sorunu da var: Göç.
Tuncay Çağan, geçmişte köyün temel geçim kaynaklarının tarım ve ormancılık olduğunu, ancak son yıllarda bu yapının değiştiğini söylüyor.
“Eskiden geçim kaynağımız ormancılık ve tarımdı. Son 10 yıldır ormanlardan da eskisi gibi yararlanamıyoruz. Gençler göç etti. Vize, Kapaklı ve Çerkezköy’de çalışıyorlar. Köyde daha çok emekliler ve yaşlılık maaşı alanlar kaldı.”

Köyün nüfusunun yaklaşık 300 kişi olduğunu belirten Çağan, okulda yalnızca 5 öğrenci ve 1 öğretmen bulunduğunu ifade ediyor.
Bir zamanlar daha kalabalık olan köyde, bugün genç nüfusun azalması günlük yaşamın en belirgin değişimlerinden biri olarak öne çıkıyor.

SEYYAR SATICI KÖY MEYDANINDA, KAHVEHANE SOHBETİN MERKEZİNDE
Kızılağaç’ın köy meydanında karşılaştığımız seyyar meyve ve sebze satıcısı da köy yaşamının önemli parçalarından biri.
Özellikle yaşları nedeniyle pazara gidemeyen ya da kendi ihtiyaçlarını karşılayacak ürünleri yetiştiremeyen köylüler, alışverişlerini buradan yapabiliyor.

Köyün tek katlı ilkokulu, yeni camisi ve insanların bir araya geldiği kahvehanesi, Kızılağaç’ın sosyal hayatını şekillendiren mekânlar arasında.
Kahvehane ise yalnızca çay içilen bir yer değil; köyün geçmişinin anlatıldığı, sorunlarının konuşulduğu ve günlük gelişmelerin değerlendirildiği bir buluşma noktası.

SİSDAĞI’NDAN BAKINCA KIZILAĞAÇ BİR BAŞKA GÜZEL
Kızılağaç gezimizin son duraklarından biri de köyü kuşbakışı gören Sisdağı oluyor.
Yüksekten baktığımızda ormanların arasında uzanan evler, yeşilin farklı tonları ve doğanın içinde kaybolmuş gibi görünen köy, bütün güzelliğiyle karşımıza çıkıyor.

Bölgede bulunan restoran da bu manzarayı seyretmek isteyen ziyaretçiler için bir mola noktası oluşturuyor.
Marmara Haber kameralarıyla Sisdağı’ndan görüntülediğimiz Kızılağaç, doğası kadar korunmayı bekleyen kırsal dokusuyla da dikkat çekiyor.

CEHENNEM ŞELALELERİ DOĞASEVERLERİN GÖZDESİ
Kızılağaç’ın çevresindeki en dikkat çekici doğal güzelliklerden biri de Cehennem Şelaleleri.
Kerevitdere üzerindeki kayalıklar arasında oluşan irili ufaklı şelaleler, doğa yürüyüşçüleri ve fotoğraf tutkunlarının ilgisini çekiyor. Vize Belediyesi'nin tanıtım yayınlarında da bölgenin özellikle doğa turizmi açısından taşıdığı potansiyele dikkat çekiliyor.

Köy, özellikle kış aylarında karla kaplanan ormanları ve ilkbaharda canlanan doğasıyla farklı manzaralar sunuyor.
“BU KÖYDE YAŞAYAN ÖLMEZ, BURASI DÜNYANIN MERKEZİ”
Kızılağaç’a gelip gidenler...
“Bu köyde yaşayan ölmez, burası dünyanın merkezi.” diye paylaşım yapıyorlar. Yorumlarda bulunuyorlar.

Köy sakinlerinin dilinden düşmeyen bir başka söz ise Kızılağaç’ın ziyaretçiler üzerindeki etkisini özetliyor:
“Bu köye bir gelen, bir daha gelmek istiyor.”

DOĞASI ZENGİN, GENÇLERİ GÖÇ EDEN BİR KÖY
Kızılağaç’tan ayrılırken geride yalnızca güzel manzaralar bırakmıyoruz. Bir yanda yüzyılların izlerini taşıyan evler, kendi ürününü yetiştiren aileler ve bozulmamış doğa; diğer yanda boş kalan yapılar, azalan genç nüfus ve geçim kaynaklarına ilişkin endişeler bulunuyor.

Köyün doğal ve tarihî mirasının korunarak kırsal turizmin geliştirilmesi, hem ziyaretçi ilgisinin artması hem de yerel ekonominin desteklenmesi açısından fırsatlar sunabilir.

Marmara Haber olarak Kızılağaç’ın deresini, tarihî sokaklarını, üzüm asmalarıyla kaplı evlerini, sıpasını, kahvehanesini ve Sisdağı’ndan görünen eşsiz manzarasını sizler için görüntüledik.

Kızılağaç, yalnızca gidilip görülecek bir köy değil; insanlarıyla tanışılacak, hikâyeleri dinlenecek ve doğasında huzur bulunacak bir Trakya köyü.





