☰
✕

BOZULMA DİBE VURDU

Memleketimizde suç manzaralarına baktıkça insanın içi kararıyor. Kurumlarımızın bir bölümü adeta dökülüyor. Nereye baksak burnumuza kötü kokular geliyor.

İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı operasyon üzerine operasyon yapıyor. Ticaret Bakanlığı da onlardan geri kalmıyor. Millî Eğitim Bakanlığı ile ilgili gelişmeler bile zaman zaman içimizi karartıyor.

Peki, bu toplumu bu hâle kim getirdi?

Bozulduk... Hem de çok kötü bozulduk!

Artık polisiye tedbirler de kâfi gelmiyor. Vurgunculuk ve talancılık damarlarımızdaki kana kadar işlemiş durumda. Bu dikiş artık iğne tutmuyor. Toplumun ar damarı çatladı. Kurumlar adeta feryat ediyor.

Siyaset dünyasında da benzer manzaralarla karşılaşıyoruz. Partiler zaman zaman kırk haramileri aratmayacak görüntüler sergiliyor. Kirlenme, yozlaşma ve ahlaki çöküntü her tarafımıza sıçramış durumda.

Güveneceğimiz, arkamızı döneceğimiz insanları bulmakta zorlanıyoruz.

Fonları, şirketleri ve bu kurumların yöneticilerini görüyorsunuz. Finansal piyasaların belli çevrelerin elinde nasıl bir hâle geldiğine hep birlikte şahit oluyoruz. Elimizi nereye atsak pişman oluyoruz.

Hapishaneler doldu taştı. 450 bine yakın insanın cezaevlerinde bulunduğu bir ülkede, bu rakamın ne anlama geldiğini artık ciddi biçimde düşünmek zorundayız.

Bahisçiler, sporcular, kulüp yöneticileri ve daha birçok kesimden insanların suç soruşturmalarıyla gündeme gelmesi, meselenin ne kadar geniş bir alana yayıldığını gösteriyor.

Ne haya kaldı ne ar kaldı ne de namus!

Eroinciler, esrarcılar, kokainciler ve uyuşturucu tacirleri dört bir yanda cirit atıyor. Kimse suç işlemekten yeterince çekinmiyor. Caydırıcılık sanki bizim ülkemize hiç uğramamış!

Daha da düşündürücü olanı ise eğitimli, diplomalı ve ekonomik olarak toplumun üst kesimlerinde bulunan bazı insanların da suç soruşturmalarıyla gündeme gelmesidir. Bu durum, tehlikenin hangi boyutlara ulaştığını göstermesi bakımından son derece önemlidir.

Topluma örnek olması gereken sanatçılara, şarkıcılara, aktörlere ve aktrislere bakar mısınız? Her Allah'ın günü yeni bir gözaltı, soruşturma veya Adli Tıp Kurumu'na gönderilme haberiyle karşılaşıyoruz.

Peki, bu milleti ve ülkeyi kurtarma iddiasında bulunan siyasilerin düştüğü manzaraya ne demeli?

İnsanlara örnek olacaklarına, zaman zaman rezil ve kepaze oluyorlar. İl başkanı, milletvekili, genel başkan yardımcısı, bakan oluyorlar ama "adam" olamıyorlar.

Makamların en zirvesine çıkıyorlar ama insanlığın, adamlığın ve ahlakın sırasına bile giremiyorlar!

Gözünüzü toprak doyursun!

Zaten bulunduğunuz makamlar sayesinde hayatınızı kurtarmışsınız. Ne istiyorsunuz bu garip gurebanın üç kuruşluk birikimlerinden? Allah'a reva mıdır bir koyup on almak?

İktidarın da muhalefetin de belediyelerine bakar mısınız?

Yahu bunlar o makamlara hırsızlık yapmak için mi seçiliyorlar?

Çalın, çırpın; kendinizi, eşinizi, dostunuzu ve akrabanızı zengin edin. Sonra da milletin karşısına geçip çaka satın, fiyaka yapın!

Madem bu kadar paraya düşkünsünüz, bunun yolu siyaset değil ki!

Bunun yolu ticarettir.

Gidin, namuslu ticaret insanları gibi çalışın, üretin ve para kazanın. Kimsenin buna diyecek sözü olmaz ki...

Çünkü siyaset adamının görevi para kazanmak değildir.

Siyaset adamının görevi; topluma yön vermek, ülkeye istikamet çizmek ve milleti selamete çıkarmaktır. Refaha, huzura ve mutluluğa kavuşturmaktır. Adaleti, müsavatı ve kardeşliği en üst noktaya taşımaktır.

Topluma yüksek idealler, yüksek ahlak ve fazilet aşılamaktır.

Hedef belirlemek ve belirlenen hedefe ulaşmak için mücadele etmektir.

Şimdi soruyorum:

Siyasetçilerin kaçta kaçı bu tarife uyan insanlardan oluşuyor?

İşleri güçleri ceplerini doldurmak, eşe dosta devlet imkânlarını peşkeş çekmek, fitne ve fücur yaratmak; sonra da ortaya çıkan karmaşadan kendilerine pay çıkarıp köşeyi dönmek!

Elbette bütün siyasetçileri aynı kefeye koymuyoruz. Namuslu, dürüst ve milletine hizmet etmek için siyaset yapan insanları bu eleştirilerin dışında özellikle tutuyoruz.

Onlar bizim başımızın tacı, milletimizin ilacıdır.

Fakat toplumun ciddi bir ahlaki ve kurumsal temizliğe ihtiyacı olduğu da ortadadır.

Eğer bu toplumu kokuşmuşluktan, dejenerasyondan ve basitlikten kurtarmak istiyorsak, her şeyden önce caydırıcılığı artırmamız ve denetimleri sıklaştırmamız gerekiyor.

Anayasa'yı, Siyasi Partiler Kanunu'nu ve seçim sistemini mutlaka yeniden gözden geçirmeliyiz.

Çünkü mesele yalnızca suç işleyenleri yakalamak değildir.

Asıl mesele, insanları suç işlemeye cesaret edemeyecekleri bir hukuk ve ahlak düzeni kurabilmektir.

Bozulma dibe vurduysa artık seyretme zamanı değildir.

Bu ülkeyi yeniden ayağa kaldırmak, kurumlara yeniden güven kazandırmak ve siyaseti yeniden ahlakın emrine vermek zorundayız.

FAHRETTİN MASUM BUDAK