O'nunla lise yıllarında beraberdik. Aynı sınıfta okuduk. Bizim sınıfın çoğu ülkücü ve ocaklıydı. Okul paydos olur olmaz veya ders boş olur olmaz gidip ülkü ocağında toplanır ve günlük işlerimize bakardık.
Ocak liseye yakındı. Ocağın yan tarafı da Şeref Hoca'nın kahvesiydi. Burada meşgale olacak bir sürü aparat vardı. Ben genelde gazete okumaya giderdim. Bir köşede koltuklar, bu koltukların ortasında genişçe bir sehpa ve bu sehpanın üzerinde günlük tüm gazeteler yer alırdı. Vaktim oldukça bu gazetelere dalar; haberlerini, köşe yazarlarını ve spor sayfalarını didik didik ederdim. Sırf günlük gazeteleri kaçırmayayım diye cebimde mutlaka bir çay parası bulundururdum. Çayımı içer ve başlardım gazeteleri okumaya… Bazen Binali Ekinci'yi de burada görürdüm. Böylece onunla hem ocakta hem kahvede hem de sınıfta karşılaşıp sohbetin demini vururduk.
Bir gün sınıfta hocamız sınırı aşacak bir şekilde laflar etti. Sanıyorum Ayhan Dağdeviren'di. Binali Ekinci yerinden doğrulup ona müdahale etti. Karşılıklı ileri geri konuşuldu. Hoca dayanamadı, saldırıp onu hırpalamak istedi. Binali, hocanın hakaretlerine ve dayaklarına susacak insan değildi. O gün sınıfta Binali bir Arslan kesildi. Sorun idareye intikal etti. Binali tart yedi ama arkadaşlarının gözünde çok önemli bir yere oturdu. O dönemlerde hocalara karşı çıkmak bir orduya karşı çıkmak kadar zordu.
Binali, alçakgönüllü ve güler yüzlü bir arkadaşımızdı. Mert ve harbi insandı. Sorunlarını çoğu zaman dövüşerek hallederdi. Cesaretli ve döğüşkendi. Liseden mezun olup her birimiz bir yere dağılınca epey seneler birbirimizden kopuk yaşadık. Ben bu arada Türk milliyetçiliği davasından uzun seneler hapis yatmak zorunda kaldım.
Çıktığımda Binali'yi kuyumculuk yaparken buldum. Abisinin de yardımıyla epeyce zenginleşmişti. 1980'lerde ülkücü Türk milliyetçilerinin gördüğü baskı had safhadaydı. Örgütlenmede zorluklar yaşıyorduk. Rahmetli Yaver Ünsal, ben, Binali Ekinci, Turan Çelikten, Vedat Tezel ve Komando Mehmet Bakış bir araya gelip MÇP'nin ilçe yönetimini oluştururken epeyce zorluk yaşadık. Adeta ülkücü kıtlığı yaşıyorduk.
O çetin dönemlerde bir avuç Türk milliyetçisinin içinde Binali Ekinci de vardı. Binali, en çetin şartlarda fikirlerinden taviz vermedi. Bir müddet sonra ben, İstanbul'a taşınıp işimi kurarken Binali, kuyumculuğu bırakıp yazıhaneciliğe ve oradan da gözlükçülüğe adım attı. Her gittiğimde devamlı bulur, sohbet eder, geçmişi önümüze serip içinden en tesirli hatıraları seçer konuşurduk. Sonrada bir kaza geçirdiğini duydum. Yürümekte zorlanıyordu. İşleri de bozulmuştu. Partide ve bazı ortak arkadaşlarımızın dükkanlarında buluşup dertleşirdik. Bazen de İdirmava Kahveleri'nde bir araya gelirdik. Kader ona hiç gülmedi desem yeridir. Yürekli, cömert ve delikanlı bir kişiliği vardı. Karakteri sağlamdı. Iğdır'ın siyasetinde devamlı aranan ve sözü dinlenen bir ülkücüydü. Çeşitli dönemlerde MÇP- MHP ve Ocaklarda anlının akıyla görev yaptı. Vefatını duyunca kalbim sıkıştı. Her insan gibi o da hayallerine ulaşamadan gitti. Vefasız dünyanın vefası ancak bu kadardır. Bir kalp atışı kadar güvencemiz yoktur!
Ne diyelim? Iğdır, gözü kara ve gözü pek bir evladını kaybetti. Çok üzgünüm. Iğdır'ın bu değerli evladını her zaman hayırla ve rahmetle anacağız. Makamın yüce olsun sevgili arkadaşım. Ehli Beyit kömeğin ve komşun olsun. Evlatlarının ve akrabalarının başı sağ olsun.
FAHRETTİN MASUM BUDAK