Türkler ve Türkiye adı geçtiğinde Avrupa'da olumlu konuşan aydın, gazeteci, devlet adamı bulmak çok zordur.
Yapılan bir araştırmaya göre Avrupa gazetelerinde son bir asırda Türklerle ilgili çıkan yazı, röportaj ve yorumlarda olumlu bir habere rastlamak mümkün değilmiş...
Örneğin; Le Monde, Le Figaro, Deily Express gibi yüksek tirajlı gazetelerde yıllarca bir tane bile olumlu haber çıkmamıştır.
Bu gerçek hadise ve değişmeyen görüş sadece bu yaşadığımız yüz yıla ait bir görüş ve tespit değildir.
Daha önceki asırlarda da Türklerle ilgili müspet bir yorumu Avrupa'nın tarih sayfalarında bulmak kolay değildir.
Demek ki Batı, Türk’ün hakkında devamlı kötü ve çirkin şeyler yazıp çizmiştir.
Böylesine sistematik bir nefretle yetiştirilen bu toplumlardan Türklere hayır gelir mi?
Onlar Türkleri daima öcü ve barbar göstererek bugünlere geldiler.
Asırlardır Türkleri kan dökücü, zalim ve saldırgan bir toplum olarak anlattılar.
Türkler hakkında daima önyargılı ve subjektif değerlendirmeler yaparak beyin yıkadılar.
Savaşta, Barışta ve ticarette iki yüzlü ve çifte standart politikalarla Türklere ne yakın ne de uzak durdular.
Bilhassa Avrupa Birliği konusunda canımıza "tak" dedirttiler! Bir yandan göz kırptılar bir yandan da müttefiklikten, dostluktan ve samimiyetten yoksun politikalarla karşımıza çıktılar.
Özellikle gereksinim duyduğumuz silahları vermemekte akla karayı seçtiler.
Ambargolarla geleceğimizi elimizden almaya çalıştılar.
Bağımsız ve egemenlik alanımıza içimizdeki yandaş ve fondaş odakları kullanarak darbelerle müdahale ettiler.
Hristiyan kültürüyle hemhal olan devletlerle "sarmaş dolaş" olup, hiçbir ön şart ileri sürmeden üyelik kabulü imzalanıp birlik kapısı ardına kadar açılırken, Türkiye çeşitli bahaneler ileri sürülüp yıllarca "ev ödevi" yerine getirilmedi diye kapının eşiğinde bırakıldı.
Peki, bir ülke 60 yıl oyalanabilir mi? Elbette oyalanamaz! Ama o ülke Türkiye ise oyalanabilir.
Çünkü Avrupa Birliği lobisi Türkiye'de çok güçlüdür.
İşbirlikçiler ve köşe başlarını tutan Batıcı sempatizanlar her yere hakimdir.
O denli içiçe geçmişiz ki, onları bizden bizleri de onlardan ayırmak kolay değildir.
Kültürel, askeri, siyasi, iktisadi ve hukuki alanda Avrupa ile Türkiye'yi birbirine bağlayan ilişkilerin seviyesi ölçülemez boyutlara ulaştı.
Burada sadece aramızda tek fark dinimiz ve dilimiz kaldı.
Avrupa dolaylı yollardan "dininizi değiştirin gelin" diyor.
Biz de "her şeyimizi değiştirdik, sadece şeklen dilimiz ile dinimiz kaldı.
Bu iki kavrama da tahammül edin" dememize rağmen kabul görmedik!
Bakalım Avrupa lobisi, işbirlikçiler ve oradan fonlanan gafil aydınlar, şeklen kalan dilimizi ve dinimizi değiştirebilecekler mi?
FAHRETTİN MASUM BUDAK