Akıl ve Aklıselim
İnsanı diğer mahlûklardan ayıran en önemli fark Yaratının ona bir nimet olarak verdiği akıldır.
Akıl, insanın olaylar arasında bağ kurmasını, düşünmesini, muhakeme etmesini ve doğru ile yanlışı ayırt etmesini sağlayan zihni kabiliyettir. Arapça bir kelime olan akıl, "Bağlamak, engellemek" anlamına gelen “akl” kelimesinden türemiştir. İnsanı düşünmeden yaptığı hatalardan alıkoyan bir bağ vazifesi gördüğü ve insana düşünme kabiliyeti kazandırdığı için akla “akıl” ismi verilmiştir.
İnsanın aklı olmadan hakikatleri, etrafından dönen olayları kavraması ve sonuçlar çıkarması mümkün değildir. Aklı olmayana bu sebeple “Mecnun” (Deli) denmiştir. Delinin gerçeklik algısı olmadığı için doğru ile yanlışı ayırt etme gibi bir sonuca ulaşması mümkün değildir.
Aklın temel işlevleri arasında en önemli olanı eldeki bilgileri ölçüp tartarak en mantıklı sonuca ulaşmayı sağlamaktır. Akıl soyut düşünme yeteneğiyle nesneleri ve durumları zihinde yerli yerine oturtur ve onlara esas anlamlarını kazandırır. Yine önemli bir işlevi de karşılaştığı hadiselerde neyin iyi, doğru, kötü veya yanlış olduğunu sezmeyi kolaylaştırır.
Klasik felsefede ise akıl, ruhu yanıltıcı bilgilerden koruyan, insanı diğer canlılardan ayıran ve doğru düşünmeyi sağlayan ana kabiliyet olarak kabul edilmiştir.
İslam inancı akla, “İnsanı sorumlu kılan temyiz gücü ve yaratıcıyı bulmaya yarayan ilahi bir nur” şeklinde önemli bir görev yüklemiştir. Bu sebeple İslam dini, aklı olmayanı İslam’ın ibadetlerinden, helal ve haramlarından sorumlu tutmamıştır.
Yine İslam, akıl kar ve zararı seçene kadar yani “Akıl baliğ” olana kadar da çocukları sorumlu olarak muhatap almamıştır.
İSLAM’DA BİLGİNİN KAYNAĞI
İslam’da doğru bilginin üç ana kaynağı vardır.
Birincisi sağlam duyulardır. Herhangi bir hastalık veya engel taşımayan “görme, işitme, dokunma, tat alma, koklama” şeklinde sıralanan beş duyu dış dünyadan toplamanın ilk yoludur.
İkincisi ise “Selim Akıl” diye nitelenen kavramdır. Köşemize isim olarak seçtiğimiz “Aklıselim” kavramı bunu niteler. Aklıselim, “Beş duyudan gelen bilgileri işleyen, analiz eden, insanı yanılgıdan ve nefsi arzulardan koruyan berrak zihin” demektir. Ancak bunu yapabilmesi için bir ışığa ihtiyaç duyar ki bu da vahiydir.
Akıl, hem somut evreni anlamlandırır hem de vahyin mesajını kavrar. İmam-ı Azam “Akıl ve vahiy ikiz kardeştir.” derken şunu kastetmiştir: “Allah (cc) insanlara doğru yolu göstermesi için vahiy (Kitap/Kur’an) gönderdi. Ancak vahyin anlaşılması içinde aklı verdi. Akıl olmadan vahiy anlaşılmaz, vahiy ışığı olmadan da akıl tek başına hakikati bulamaz.”
İslam’da doğru bilginin üçüncü kaynağı ise doğru haberdir. İnsanın akıl ve duyularla tek başına ulaşamayacağı bilgiler vardır. Bunlara örnek olarak gayb âlemi, ahiret, gelecekte olacak olaylar vs. gösterilebilir.
Bu hususta da iki bilgi kaynağı türü karşımıza çıkar.
Birincisi “Mütevatir Haber” dediğimiz yalan üzerinde birleşmeleri aklen imkânsız olan büyük bir topluluğun aktardığı kesin bilgilerdir. Buna misal olarak Kur'an-ı Kerim'in günümüze aktarılma şeklini gösterebiliriz.
İkincisi ise Allah’ın elçileri vasıtasıyla gönderdiği haberlerdir. Adı “vahiy” olan bu haberler peygamberlerin Allah'tan alıp insanlığa bildirdiği kutsal kitaplardır.
İslam akla çok önem vermiş, gönderilen son vahiy olan Kur'an, aklını çalıştırmayarak devre dışı bırakan, düşünmeyen ve sorgulamayan fert ile toplumları çok sert ifadelerle eleştirmiştir.
Kur'an'da aklını kullanmayanların üzerine manevi bir kirlilik ve azap çökeceği açıkça belirtilir:
"Allah, akıllarını kullanmayanları inkâr bataklığında (pislik içinde) bırakır." (Yunus, 100)
Kur’an’da duyu organları ve akıl nimeti var olduğu halde bunu gerçeği bulmak için kullanmayanların, biyolojik olarak insan görünseler de işlevsel olarak canlıların en değersizi kabul edilir:
"Şüphesiz Allah katında canlıların en kötüsü, aklını kullanmayan sağırlar ve dilsizlerdir." (Enfal 22)
Kur’an, Allah’ın insana verdiği en büyük nimetlerin başında gelen aklını kullanmayanları önce hayvanlara benzetmekte, sonra hayvanlara hakaret olmasın diye onlardan daha aşağı olduklarını açıklamaktadır:
"Onların kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler; kulakları vardır ama onlarla işitemezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar..." (Araf, 179)
Kur’an aklını çalıştırmamanın önemli bir sonucu olan kör taklitçiliği de yermiştir. Kur’an fert ve toplumların atalarından / gelenekten gördükleri batıl ve yanlış inançları hiç sorgulamadan aynen devam ettirmeleri, aklın önündeki en büyük engellerden biri olarak göstermektedir.
"Onlara, 'Allah’ın indirdiğine uyun' denildiğinde, 'Hayır, biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeye uyarız' derler. Ya ataları bir şey anlamamış ve doğruyu bulamamışlarsa?" (Bakara, 170)
Kur’an ahirette Cehenneme girecek olanların en büyük itiraflarının "akıllarını çalıştırmadıkları" olacağını haber vererek yaşayan insanları uyarmaktadır:
"Ve derler ki: 'Şayet kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şimdi şu alevli cehennemin mahkûmları arasında olmazdık!'" (Mülk, 10)
Allah (cc) aklımızı hakkıyla kullanmayı bizlere nasip etsin. Aksi halde yukarıdaki bütün eleştirilerin muhatabı oluruz.
YAPAY ZEKÂ İLE AKIL FARKLILIĞI
Son olarak artık hayatımıza girmiş olan Yapay zekâ ile insan aklı arasındaki temel farklığına değinmek istiyorum. Çünkü bazı insanlar yanılarak Yapay zekânın insan aklından ileride olduğu algısına kapılmışlardır. Yapay zekâ bilgi odaklı, algoritmik ve kalıp tanımaya dayalı bir matematiksel simülasyondan başkası değildir. Allah’ın insana en büyük bir nimet olarak verdiği insan aklı ise biyolojik, bilinçli, duyguya dayalı, analiz gücü olan, olaylar arasında bağ kurabilen bir bütünlük taşır.
İnsan aklı dinden, deneyimlerden, kültürden ve sezgilerden beslenirken Yapay zekâ, insan tarafından tasarlanmış kurallarla ve bilgilerle sınırlıdır.
Yapay zekâda bilinç /şuur, öz farkındalık, duygu ve empati yoktur. Sadece kendisine verilen bilgiyi işleyen, duyguları taklit eden bir sistemdir. İnsan aklında ise bilinç /şuur ve öz farkındalık yanında gerçek hislere sahip derin duygudaşlık kurma kabiliyeti vardır. İnsan aklı âlemin yaratılışının, kendi varlığının ve sınırlarının farkında olduğu gibi sıfırdan özgün fikirler üretir ve soyut bağlar kurar. Adalet, vicdan ve toplumsal değerlere göre karar verir. Yapay zekâ ise, var olan bilgileri harmanlayıp yeni kombinasyonlar sunar. Matematiği kullanarak olarak en uygun şekle getirirken de hiçbir değer ve ahlaki pusulası yoktur.
İnsanlar günlük hayatta "sağduyu" ve "ortamın getirdiği farkları" kullanarak kararlar alırlar. Yapay zekâ ise esneklikten yoksundur. Beklenmedik, bilgisi olmayan kriz anlarında veya üstü kapalı değişmeceli konuşmalarda her zaman çuvallayabilir.
Yapay zekânın insan aklına yaklaşmaya çalıştığı bu dönemde insan aklının kıymetini bilmezse tıpkı bilgi olmadan çuvallayan Yapay zekâ gibi çuvallar.
Son sözüm: “İnsanlar aklını kullannır.”